KISA KISA iBRET
VERiCi TARiHi GERÇEKLER.
Şark ve Garpta Hayat Felsefesi
Batıda herşeyin "ferdiyetçilik" üzerine
bina edilip, her insanın yaptığı bir eserle övündüğünü
ve hatta daha da ileri giderek onu propaganda vasıtası
yaptığını...
Buna karşılık doğuda "toplumculuk"
düşüncesinin yaygın olduğunu ve doğu toplumlarında
kişinin eseriyle övünmesinin ayıp
sayıldığını...
Bu felsefenin neticesi olarak, birinin güreşte rakibine
galip gelmesi halinde bunu muhakkak "Allah'ın sayesinde ve
büyüklerinin nasihatlarıyla" olduğunu düşündüğünü
Nefis bir hat şaheseri ortaya koyan bir hattatın,eserinin altına
imzasını adeta utanarak: Allah günahlarını
bağışlasın.. . filanca"diye attığını..
18. yüzyılın büyük Tarihçilerinden Evliya
Çelebi'nin, eserlerinde kendisini anması gerektiği zaman:
"Fakiri Pürtaksir diyerek adeta tevazudan yerle bir olduğunu...(241)
Şahit Ol Ya Rab!
Denizli hapishanesine götürülen Nur kafilesinin içinde
bulunan, vücutça alil, sakat bir zatın, ellerinin Bediüzzaman Hazretleri
ile birlikte kelepçelenip beraberce görülmesi üzerine.fakir fakat izzetli,
mazlum fakat celadetli insanın, ellerini gök yüzüne kaldırıp
olanca gücü ile bağırarak: "Şahit ol Ya Rab! Şahid ol!
Bu dünya hapishanesine beni Bediüzamanla götürüyorsun Huzuruna da böyle gitmek
isterim" diye haykırdığını.. (242)
İhtisab Ağası
Bugünkü belediye başkanı
karşılığı olarak, Osmanlı Devleti'nde de
"İhtisab Ağası"nın bulunduğunu ve bu
zatın bizzat çarşıları teftişe çıkıp en ufak
bir uygunsuzluğa göz açtırmadığını..
Osmanlı'nın son dönem ihtisab ağalarından
biri olan Hüseyin Bey'in, Edirnekapı civarında
çıktığı teftişlerden birinde üzeri ağır
yüklü vaziyette, bağlanmış bir merkebi görmesi üzerine, sahibini
arattırıp onu bir kahvehanede kahve içerken bulduğunu ve
hayvanı yüklü olarak bırakıp eziyet verdiğinden
dolayı, çuvalları hayvandan indirtip adamın sırtına
yükleterek bir müddet beklettiğini . . . (243)
Geçmiş Zaman Olur ki
Eski Osmanlı kültüründe bir incelik örneği olarak,
çarşıya inerken veya eve dönerken, büyüklere hürmet sadedinde bir
yaşlı zatın yanından geçip gidilemediğini, ancak
onun:"Geç oğlum ben yavaş yürüyorum ... deyip müsaade etmesinde
sonra önünde geçilip gidilebildiğini. . .(244)
Necip Fazıl ve Adnan Menderes
Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'in mecmua
çıkarmak gayesi ile Ankara'da Adnan Menderes ile görüşmek
istediğini ve uzun bürokratik engelleri aştıktan sonra sabaha
karşı Başvekil Adnan Menderes ile görüştüğünde ona:
"Sizin başvekil olduğunuz bir ülkede, ben
şu kadar eserin sahibi olarak, omuzuma bir boyacı
sandığı atarak Eminönü meydanında karnımı
doyurmak için boyacılık yapsam bu sizin için bir şeref midir?! ,
diye oldukça sitemli konuşması üzerine, merhum Menderes'in büyük bir
inkisar içinde:
"Necip Fazıl Bey, ben herşeyi
biliyorum....Fakat bilsen ne haldeyim Üstümde Celal Bayar altımda Medeni
Berk:iki mason arasında, iki değirmentaşı arasındaki
tane gibiyim Al şu parayı da git mecmuanı çıkart! Arada bir
de bana çat ki onu Menderes besliyor demesinler! " dediğini (245)
Şefkatin Böylesi
18 yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehammot
isimli bir rahibin yazmış olduğu seyahatnamesi hayvan
hakları ile alakalı olarak:
"Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman
evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan
sıkıntı çekmelerine yahut telef olmalarına meydan vermemek
üzere hergün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için
vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler,, diye
yazdığını...(246)
"Sen Çağımızın
Peygamberisin(!)"
30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Anadolu'nun
parçalanmasının söz konusu olduğu günlerde Amerika
Cumhurbaşkanı Wilson'un: Türkler haritadan silinmelidir!"
hezayanını savunduğunu . . .
Wilson böyle söylerken gazeteci Yunus Nadi'nin bu adama
gönderdiği mektupta Siz çağımızın
peygamberisiniz" diyebildiğini (247)
Lenin ve Emanete Hıyanet
Milli Mücadele yıllarında Buhara Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Feyzullah Hoca'nın
gayretleriyle halktan Türkiye'ye gönderilmek üzere 100milyon altın ruble
toplandığını. . .
Bu paranın Türkiye'ye ulaştırılmak üzere
Lenin'e teslim edildiğini, fakat Lenin'in bu paranın sadece 11 milyon
altın rublelik bir kısmını Anadolu'ya gönderip
kalanını gasbettiğini . . (2448)
Havlayanlar ve Kuyruk Sallayanlar
Meşhur İrlandalı yazar Bernard Shaw'ın,
devrinin bütün mevcut siyasi partililere kızıp onlar hakkında
oldukça ağır bir şekilde :
"Bunlar arasında hiçbir fark yoktur, hepsi köpektir
Yalnız şu var ki, muhalif olanlar havlar, muvafık olanlar da
kuyruk sallar! diye hakaret ettiğini...(249)
Binlerce Aleme Açılan Kapılar
Muhtelif konularda 16 kitap yazmış bulunan bir
İtalyan yazar tarihçi ve sosyoloğunun, önceleri Osmanlı
aleyhinde birçok şeyler yazmasına karşılık, l983
yılında bir sempozyum vesilesi ile İstanbul'a geldiğinde,
gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:
İstanbul'un sadece Eyüp semtinde bir çıkmaz
sokağı ve Eyüp Camii'ni gezdim. Ne yazık ki bütün seyahatimi
yarım saate sığdırmak mecburiyetindeyim. Ama
Osmanlı'nın o çıkmaz sokağından belki binlerce aleme
çıkan kapılar gördüm. Şu anda muhayyilem allak bullak.
Keşke İstanbul'un tamamını gezebilsem... diye
yazdığını... (250) Biliyor muydunuz?
Uyumayan Konsüller
Roma İmparatorluğu'nda konsüllük makamına
sabahleyin seçilip, akşamki toplantıda azledilmiş olan Kreante
için meşhur hatip Çiçeron'un :
"Roma'da öyle gayretli devlet adamlarımız
vardır ki.
konsüllüğü zamanında asla gözlerini kapayıp
uyumadı diyerek sistemi istihza ederek eleştirdiğini...(251)
Asalet Tesbiti
Fransa Kralı XIV. Lui'nin bir bilim adamını
memuriyete tayin etmeye karar vermesi üzerine önce onun asaletini öğrenmek
isteyip soyunu sorduğunda, bilim adamının gayet veciz bir
şekilde:
"Efendimiz.! Kitap okuyup ilim öğrenmekten aile
şeceremin adlarına hafızamda yer ayıramadım. Fakat
muhakkak ki Nuh'u n Oğlundan birisinin torunuyum!" cevabını
verdiğini...(252)
Şehit Oldu İki Gazi
Hasırcızade Mehmet Ağa ismindeki Antepli bir
şairin. beldesinde Müslümanlığı yeni kabul eden fakir bir
Hristiyan için iane (yardım) topladığını ve kendisinin
de bu fakir Hristiyana o devirde "Gazi" adı verilen
altınlardan iki tane verip ardından da:
"MüsIüman oldu bir kafir, şehit oldu iki gazi...
"
mısrasını söyleyerek oldukça hoş bir
latife yaptığını... (253)
Vatan İçin Öldürmek
İron Mike, yani "Demir Mayk" olarak bilinen
dört yıldızlı general J . H . Michaels'. ın, Kore
Savaşı sırasında emrine verilen 27. piyade tümenini cepheye
sürerken:
"Arkadaşlar, siz buraya vatanınız için
ölmeye gelmediniz. Siz burada karşı taraftakilerin vatanları
için ölmelerini sağlamak üzere bulunuyorsunuz..." diye
haykırarak askerleri moralize ettiğini . . . (254)
Mevlana ve Atom
Büyük İslam mütefekkiri Mevlana Hazretleri'nin, kendisi
fizikle hiç iştigal etmemesine rağmen, kalp gözü ile alemi seyreden
bir mutavassıf olarak, yıllar önce bize atom
parçacıklarının varlığını ve atomun
parçalanabileceğini:
"Bir zerreyi kesersen, içinde bir güneş Ve
güneş etrafında dönen gezegenler bulursun şeklinde sembolik
ifadelerle haber verdiğini . . . (255)
Elmadağı Suyu
Mevlana' nın Mesnevi'sinin şarihi Ankara Valisi
Abidin Paşa'nın, Ankara yakınlarındaki
Elmadağının şifalı ve leziz suyunu şehre getirmek
için teşebbüse geçerek projesini yaptırıp parasını da
hayırsever vatandaşlardan topladıktan sonra Sultan
ll.Abdülhamid'den mektupla iradei şahane (müsaade) istediğini
Sultan Abdülhamid Han'ın ise Abidin Paşa'ya
verdiği cevapta:
"Çok hayırlı bir işe teşebbüs
etmişsiniz, tebrik ederim.
Dinimizde bir canlıya, bir insana,hele bir Müslümana su
vermek çok sevaptır. Fakat!...Bunun sevabını ben almak isterim.
Paraları sahibine iade edin ve hemen işe başlayın.
Masraflarını ben kendi özel mülkümden
karşılayacağım', diye yazdığını . . . (256)
Abdülhamid'in Ruhaniyatından İstimdat
31 Mart ihtilalinin ideologluğunu yapan Rıza
Tevfik'in, Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesinden kısa bir müddet
sonra, koca Devlet-i Aliye'nin, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi
darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık
içinde..
"Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?
Feryadım varır mı barigahına? Ölüm
uykusundan bir lahza uyan şu nankör.. bak günahına Tarihler
adını andığı zaman Sana hak verecek, hey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyasi Padişahına.
"diye "Abdülhamid'in Ruhaniyetinden İstimdat şiirini
yazdığını . (257)
Abdüihamid Han 'ın Kültür Hizmetleri
Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın Cennetmekan Fatih Sultan
Mehmed'den sonra eğitim ve kültüre en fazla ehemmiyet veren padişah
olduğunu...
Varlığından yeni haberdar olan Yıldız
Sarayı Kütüphanesi'ndeki bir albümden öğrenebildiğimize göre,
Abdülhamid Han'ın İstanbul'da büyük bir kültür projesi
gerçekleştirmek istediğini . . .
Bu projeye göre Abdülhamid Han, Sultanahmet meydanına
muhteşem bir kültür sitesi kurmayı düşünüp, bunun mimari
projesini hazırlatmak üzere Fransa'dan şehircilik mütahassıslar
getirttiğini Albümde sayfa sayfa resimleri görülen bu projeye göre
Sultanahmet Camii'nin karşısına Osmanlı Ulum Akademisi. Sol
tarafa Milli Kütüphane ve Ayasofya'ya yakın noktaya da yepyeni bir
Darülfünun binası düşünüldüğünü... (258)
Kitaplardan Baraj
Büyük İslam seyyahı İbn-i Batuta'nın
yazdığına göre 1258'de Moğolların Bağdat'da
24.000 ilim adamını öldürdüğünü .
Şehirdeki kütüphanelerdeki yüzbinlerce kitabı çıkartıp
Dicle nehrine attığını ve bunların çokluğundan
dolayı adeta nehrin önünde bir baraj oluştuğunu.
Bunun üzerine Moğolların, ırmağın
taşmasından korkup geri kalan kitapları cayır cayır
yaktıklarını... (259)
Tarihteki Korkunç Sahtekarlık
Tarihteki en büyük bilim skandallarından birisinin de
Piltdown adamı olduğunu...
1908 de çıkartılan, maymun ve insan arasındaki
zinciri tamamlayan halka olduğu iddia edilen kafatasının sahte
olduğunu
Maymun çenesine kafatasının eklenip, kemiklerin
kimyevi yollarla eskitilerek yapılan bu sahtekarlığın ancak
1950 yılında ortaya çıkartılabildiğini ...(260)
Hayalperest Emeller
Sultan Abdülhamid Hanı iktidardan
uzaklaştırdıktan sonra başa geçen
İttihatçıların, hayalperest emellerle Osmanlı ordusunu
cephelerde kırdırıp tükettiğini...
Pervadi'de bulunan ordumuza Başkumandanlıktan gelen
bir şifrede:
Türk ordusu Kafkasyaya girdiği zaman 300 bin silahı
Türkle ordumuza katılacağını bize söylemiş olan
Batumlu Aslan Beyi bulunuz ve behemahal Kafkasyaya girmeyi
sağlayınız. ``diye yazdığını...
Ordunun başında bulunan Halil Bey'in de
Başkumandanlığa gönderdiği cevabi şifrede:
Batumlu Aslan Bey karargahımızda misafirdir. Ancak
on adamı vardır ve canını kurtarmak için bize
sığınmıştır diye cevap verdiğini...(261)
Huzur Beldesi
1835 yılına kadar dünyanın en büyük şehri
kabul edile Osmanlı Devleti'n payitaht merkezi İstanbul'da Kanuni
Sultan Süleyman'ın hükümdarlık yaptığı 46 yıl
boyunca (1520 1566)yılda ortalama sadece 1 (bir) cinayet vakasının
kaydedildiğini...! (262)
Bir Dahinin Endişeleri
l908'de ilan edilen İkinci Meşrutiyet'ten sonra
açılan Meclis-i Mebusan da 127 Türk milletvekilinin bulunmasına
karşılık 139 diğer etnik gruplardan(Rum, Ermeni, Yahudi,
Arap, Arnavut vs.) milletvekili bulunduğunu...
O zamanın anayasasına göre Padişah'ın ancak
sadrazamı (Başbakan) ve şeyhülislamı tayin etme yetkisinin
bulunduğunu. . .
Otuzüç yıl devleti dahice idare eden ve
Meşrutiyet"in ilan edilmesiyle birlikte yetkileri elinden alınan
Sultan Abdülhamid Han'ın, Meclis-i Mebusan'ın bu tehlikeli durumunu
görüp devletin sürüklendiği uçurumu farkederek henüz daha sadrazam olmayan
Talat Paşa'yı çağırıp, büyük bir teessürle:
'... Görüyorsunuz mecliste Türk mebuslarının
sayısı, meclisin yarısı kadar bile değildir. Bu Türk
mebusları arasında da elbette muhalifler bulunacaktır. Türk
olmayanlar, sayılarını artırmak için ellerinden geleni
yapacaklardır, Böylelikle ekseriyet onların eline geçince, Harbiye
Nazırı Artin, Bahriye Nazırı Dimitri... olabilir.
Ermeni bir başkumandan ile Rum bir amiralle bu devleti
nasıl idare edebilirsiniz? Hiç olmazsa, bu iki hayati makamı,
devletimizin mahvolmasını isteyen bu insanlara, benim emrim olarak
bırakmayınız..." diyerek yapılan çok önemli bir
yanlışı düzeltmeye çalıştığını...
(263)
Gaspedilen Gemilerimiz
Osmanlı Devleti'nin 1913 yılında
İngiltere'ye parasını peşin olarak yatırarak iki adet
büyük zırhlı ısmarladığını...
Sultan Osman" ve "Reşadiye" ismi verilen
bu zırhlılar için büyük bir kısmı halktan toplanarak
yaklaşık 6.775.000 altın lira ödendiğini...
Fakat l. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla
birlikte İngilizlerin bize bu zırhlıları teslim etmeyip
paramızı da geri vermediğini . . .
Bugün zırhlıların
karşılığı olarak İngiltere'den
alacağımız olan bu paranın, tazminatıyla birlikte
yaklaşık 32 trilyon lirayı bulduğunu yani 1992
yılı bütçe açığımıza tekabül ettiğini . . .
(264) Biliyor muydunuz?
Padişah Bazusu
Orta Çağ savaş silahlarından küre biçimindeki
ağır vurucu silahlara 'topuz" dendiğini ve bunun da
özelliklerine göre Bozdoğan', Sepşer ve Salık" diye üç
kısma ayrıldığını
Topkapı Sarayı'nda sergilenen ve bugünün
insanının havada sallaması oldukça zor olan Sultan III. Mehmed'e
ait olan bir salığı, Sultan Mehmed'in bir defada tam 300 kere
salladığını. . .(265)
Geleceğin Bediüzzaman'ı Nasıl
Yetişir?
Seyyid Hüseyin Arvasi'nin, müridelerinden olan geleceğin
" Bediüzzaman"ı küçük Saidin annesi Nuriye Hanım'a: Senin
bütün çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları
terbiye sistemindeki metodun nedir?" diye sorması
üzerine bu mübarek ananın:
'Hayatımda, kadınlığa mahsus şer'i
mazeretler dışında, hiçbir vakit teheccüd kaçırmadım
ve çocuklarımı abdestsiz emzirmedim" cevabını
verdiğini...(266)
Haçlı Katliamı
İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I.
Haçlı Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymondıun,
Maaratün Numan şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslümanı
kılıçtan geçirdiğini ve ardından şehri
yıktığını...
Aynı ordunun kısa bir müddet sonra bir salgın
ve açlık illetine tutulduklarını ve o günleri yaşayan bir
şahidin yapılanların korkunçluğunu :
Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız
bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp;
ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi
ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı" diye yazdığını...(267)
Köpekler İçin Vakıflar
İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte
Croce'nin, doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile 13.
yüzyılın ikinci yarısında çıktığı
seferde İslam alemini dolaştığını ve Türk
topraklarında gördükleri karşısında hayretler içinde
kalıp:
"Müslümanlar vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta
hayır işlemek için Hristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın
alırlar. Ve sevaplarını ölmüş ana ve babalarının
ruhlarına bağışlarlar .
Müslümanlar, köpeklerin doyurulması için bile mal
varlıklarından pay ayırırlar. Türkiye'nin ve
İran'ın birçok kentinde köpeklerin doyurulmasını vasiyet
etmiş olanların, vasiyetlerinde köpeklere ayırdıkları
payın gayesine uygun kullanılmasını sağlayan köpek
bakıcıları vardır" diye yazdığını.
. .(268)
İslamoğlu Selman
Sahabelerin bulunduğu bir mecliste, oradakilere
atalarının, dedelerinin kim olduklarının sorulması
üzerine sıra İran asıllı bir sahabe olan Selman-ı
Farisi Hazretleri'ne gelince onun:
Ben İslam'a girdikten sonra soy sop aramam. Ben
İslam oğlu Selman'ım " cevabını verdiğini .
Bu güzel cevaptan son derece etkilenen Hz Ömer,.ın de.
"Bütün Kureyş bilir ki babam Hattab, Kureyşin
önde gelenlerinden biriydi. Böyle iken ben İslamoğlu olan
Selmanın kardeşi İslamoğlu Ömerim." dediğini. .
.(269)
Batının Bilim Hileleri
Batının birçok şeyde öncü olduğu gibi
bilime hile karıştırmakta da öncü olduğunu...
Modern astronominin babası olduğu iddia edilen
Kepler'in(l571-1630), gezegenlerin dairesel değil eliptik yörüngelerde
dolaştığı tezini desteklemek için hesaplarında
tahrifat yaptığını. . .
Newton'un(1642-1727) kendi evrensel çekim teorisini desteklemek
için ses hızında değişiklik
yaptığını...
19. yüzyılın büyük kimyageri John , Dalton un( 1
804- 1805) yaptığı deney sonuçlarında hile
yaptığını...
Aynı zamanda bir papaz olan modern genetiğin
kurucusu Gregor Mendel'in de deney sonuçlarında değişiklik
yapıp hile karıştırdığını. . .(270)
Haya Abidesi
21 Eylül 1520 cuma akşamı Hakk'ın rahmetine
kavuşan Yavuz Sultan Selim Han'ın naşının
yıkanması hadisesini, Reisü'l Küttab Hüseyin Bedayiul-Vakayi "
adlı eserinde:
"Naşı yıkarken sağ eli ile iki kere
setr-i avret ettiğini müşahede ederek her biri hayret edip tekbir ve
salavat getirdiler." diye yazdığını...(271)
SuItan Ahmet Resim Galerisi ( ! )
Ressam İbrahim Çallı'nın(1882- 1 960) , 1926
yılında devrin Maarif Vekili Mustafa Necati'ye müracaat edip,
İstanbul'da ressamların resimlerini sergileyebilecekleri büyük bir
yerlerinin olmadığını söyleyerek ondan, ecdadın
muhteşem eseri Sultanahmet Camii'ni resim galerisi olarak kendilerine
tahsis etmesini istediğini...
Ayrıca caminin içinin loş olup resimleri iyi göstermeyeceği
düşünülerek kubbelerinde delikler açılmasını teklif
ettiğini . . .
Maarif Vekili' nin bu teklifi kabul ettiğini fakat gelen
tepkilerden dolayı bu akıllara durgunluk veren tasarıdan
vazgeçildiğini. . .(272)
Biliyor muydunuz.?
İnönü ve Masonluk
Daha önce kapatılan mason derneklerinin, İsmet
İnönü'nün cumhurbaşkanı olduğu dönemde serbest
bırakılıp yeniden teşkilatlanmasına izin
verildiğini ve hatta eski mallarının iade edildiğini fakat
aynı muamelenin Türk Ocağına
yapılmadığını...
Alınan izinle masonların l948'de
Tepebaşı'ndaki binasın da Türk Mason Derneği"
adıyla yeniden faaliyete başladığını...(273)
Marks ve Türkler
Komünizmin fikir babası Karl Marks'ın 16 Eylül 1853
de arkadaşı Engels e yazdığı mektupta Türkiyede toplum
yapısını değiştirmek için halkın şurunda
devlet' diye şekillenmiş o sosyal hayat inancı ve kısaca
manevi değer olarak ne varsa öncelikle silmek şarttır" diye
yazdığını...(274)
Çin İşkencesi
Çin idaresinde bulunan Doğu Türkistan'da Müslümanlara
istediği gibi evlat edinme hakkının verilmediğini...
Kırk haneli bir köy halkını, bir yıl
içinde sadece üç çocuk doğurma izninin verilip bunların da kimler
olacağının daha önceden isim alınarak tesbit
edildiğini...
Bunlar haricinde birinin hamile kalması halinde zorla
kürtaj yaptırıldığını veya bir insanın dört
yıllık kazancına tekabül eden altından kalkılamaz bir
cezaya razı olmak zorunda kalındığını. . .(275)
Batıda Kelp Kültürünün Hükümranlığı
Sadakat, vefa ve sevgi hissinin yok denecek kadar
azaldığı batıda yapılan bir araştırmaya
göre, ortalama . yüz aileden altmışının , beslediği
hayvanını karısından veya kocasından daha çok
sevdiğini ortaya koyduğunu...
Bugün batıda, köpekler için özel mezarlıkların,
özel şampuan ve kremlerin, özel sağlık sigortalarının
ve üye kartlı öze kulüplerin bulunduğunu. . .(276)
1924 Türkiyesi'nin Manzarası
1924 Türkiyesi'nde devrin Milli Eğitim Bakanı
Mustafa Necati'nin bütün eğitim meselelerini hallettikten sonra(! )
Avrupa'ya gidip vızır vızır Atatürk'ün resmini yapacak
ressam aradığını...
A. Kamp isimli bir ressama, ortalama memur
maaşlarının 50 liraya olduğu bir dönemde 10.000 liraya
Mustafa Kemal'in resminin yaptırldığını. ..(277)
"Anneni Çöpe Attık"
Şimdilerde milletvekilliği yapmakta olan Mümtaz
Soysal' ın karısı vefat ettiğinde, çocuğunun:
Babacığım. anneme ne oldu, ona ne yaptılar?" diye
sorması üzerine, Soysal'ın: 'Yavrum' annen bir çorap gibi eskidi ve
onu çöpe attık..." diyerek o şefkate muhtaç çocuğunun
kalbinde derin yaralar açtığını. . .(278)
Sebil Gibi Türk Kanı
5 Mayıs l9l9'da İzmir'i işgal etmek için
çıkartma yapan Yunan askerlerini karşılayan metropolit(papaz)
Chysosto mos'un askerlere hitaben:
Asker evlatlarım, Elen çocukları! Bugün ecdad
topraklarının yeniden fethetmekle İsa'nın en büyük
mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı
döküp içseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir
bardak Türk kanı içmekle onlara karşı olan kin ve nefretimi
teskin etmiş olacağım" diye tam bir barbara
yaraşır şekilde konuşarak binlerce masumun
kanının dökülmesine öncülük ettiğini. . .(279)
Ahiret Seferi
Yavuz Sultan Selim'in, Mısır seferinden
İstanbul.a döndüğünde, İstanbul İskenderiye deniz yolunun
ortasında çok tehlikeli bir korsan ocağı ola Rodos
şövalyelerinin üzerine sefer yapılmasını isteyen
vezirlerine:
Bizim şimdiden sonra sefer-i Ahiret'den gayrı
seferümüz yoktur" diyerek vefatının
yaklaştığını hissedip haber verdiğini ve
hakikaten de kısa bir müddet sonra da vefat ettiğini...
(280)
Felç
Yirmiyedinci Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid(17
25 17 89) döneminde Tuna boylarında Osmanlı-Rus Savaşı
devam ederken, savaşın komutanı Koca Yusuf Paşadan
padişaha bir mektup gelip, mektupta Özi kalesinin düşmanın eline
geçtiği ve 25 bin masumun Ruslar ta-
rafından vahşice katledildiği" haber
verildiğini...
Günlerdir, vatanından koparılan topraklardan
dolayı içi kan ağlayan müşfik padişahın bu haber
üzerine Ah, mel'unlar!" diye bağırarak aniden tahtından
yere yıkıldığını ve üzüntüsünden felç gelip
Hakk'ın rahmetine kavuştuğunu. . .(281)
Biliyor muydunuz.?
Okumaya Doyamadığım En Leziz Eser
Yahya Kemal Beyatlı' nın biraz midesine düşkün
biri olduğunu ve günün birinde sık sık gittiği Abdullah
Efendi lokantasında yemek listesini eline alıp:
Tatar böreği... İç pilav... Zeytinyağlı
enginar... Kuzu çevirme... Yoğurtlu kebap... Badem tatlısı...
Kaymaklı baklava. .." gibi yemek isimlerini okuduktan sonra
yanında bulunan sofra arkadaşına listeyi gösterip:
İşte, Türkçe'de okumaya doyamadığın
en leziz eser!.. dediğini . . . (282)
Enteresan Belgeler
1938 yılında Ankara'da İngiltere büyükelçisi
olarak vazife yapan Percy Lorainenin İngiliz Dışişleri'ne
yolladığı Notes on Lea Turkish personalities". (Önde Gelen
Türk Şahsiyetiyle ilgili Notlar) ismini taşıyan ve üzerine
"Gizli , kaydı düşürülmüş raporunda dönemin Türk büyükleri
için:
İsmet İnönü: Kendini Gazinin altında görüyor ve
herkesi asmak istiyordu..."
Celal Bayar: şimdiye kadarki karakteri lider olma
özelliği göstermiyor ama Sadık bir ikinci kişilik olma
özelliği var. " Abdülhalik Renda: Kabinenin Ramazan ayında oruç
tutan tek üyesi. Anlaşma peşinde koşan yabancı firma
temsilcileri tarafından çok sevilir..."
Ahmet Ağaoğlu: Kafkas kökenli bir Yahudi'nin
oğludur. Rus gizli servisinde çalıştı. 1914'de Ruslar
adına Bakü 'de Ermeni katliamını organize etti... "- Ali
Fuat Paşa: Berlin kongresinde Türk delegeliği yapmış. Alman
bir dönmenin torunu... "
- Edip Tör. Gümüşhane milletvekili, Ankara'daki
masonların lideri, Açıkgöz ve sivri biri. 1926'da Mekke'deki
İslam kongresinde Türkiye'yi başına şapka takarak temsil
etti .
- Celal Nuri Kemalist bir yayın organı olan
İleri' gazetesinin sahibi. Saman altından su yürüten biri. Kominist
eğilimli olduğu düşünülüyor." Falih Rıfkı Atay:
Atatürk'ün gözde yazarlarından ateşli bir batı taraftarı.
Çok içki içer, iyi briç oynar." - Hasan Saka: 1921 1922 arasında
Maliye Bakanlığı görevini yürüttü. O zamanlar bolşevik
sempatizanıydı. Büyük konuşan bir külhanbeyi gibiydi. "
Kazım Özalp: General, 1922'de Savunma Bakanı poker hastası. . .
" - Saffet Arıkan: İnönü ve Bayar hükümetinde eğitim
bakanı. Büyük ihtimalle Yahudi kökenli." - Reşit Saffet: Lozan
görüşmelerine katılan Türk barış delegasyonunun genel
sekreterliğini yaptı. Panislamlıktan
panturancılığa döndü. Karaktersiz bir adam olarak tarif
edilebilir. İçtiğinde seçkin bayanlara sarkıntılık
eder... " vs.
diye yazdığını. . .(283)
Kan Davası
Doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile Orta
Çağ'da İslam dünyasına misyonerlik faaliyetleri için sefere
çıkan Toskar papaz Ricoldo'nun, İslam dünyasında gördüklerini,
1301'de döndüğü Floransa'da kaleme aldığını...
Yazdıkları arasında kan davası (kısas) ile
alakalı olarak:
Bir Müslüman bilmeden veya kötü niyetle bir başka
Müslümanı öldürdüğünde, öldürülenin oğlunun öç alması çok
nadir görülür. Ölenin ve öldürenin ortak dostları bir araya gelir,
cinayeti işleyeni alıp, öldürülenin oğluna götürürler. ölenin oğlu,
katili, babasının mezarına götürür ve şöyle der Babamı
öldürdün, fakat seni öldürmem babamı geri
getirmeyecektir. Bir müslümanın kötü bir şeyse niçin
iki Müslüman ölsün' diyerek konuyu Allah'a havale edip, katilin de
saçlarını keserek serbest bırakırlar" diye
yazdığını. . .1284)
Osmanlı Hukuku
Mohaç Savaşı'nda Türklere esir düşen ve daha
sonra Osmanlı ülkesinde gördüklerini Türklerin Gelenek ve
Görenekleri" isimli kitapta toplayan Macar asıllı Bartholomaus
Georgi- evic' in, Osmanlı adalet anlayışı ile alakalı
olarak:Türkler ve Hristiyanların hakimleri aynıdır. Müslümanlar
arasından seçilen hakimler ayrım gözetmezler, herkese aynı
adaleti uygularlar.
Öldüren öldürülür. hırsızlık yapan, veya zorla
birşey alan asılır. Pazarda sütünü satan bir kadının
sütünü içen ve parasını ödemeyen bir
"lenitzeren"(yeniçeriye) de aynı kaide uygulandı. Ben buna
Şam'da şahit oldum" diye yazdığını. . .(285)
Avrupa' da Türkler
Bugün Avrupa' da yaşayan 2 milyon 420 bin Türk'ün
Danimarka nüfusunun
yarısına ve Lüksemburg nüfusunun altı misline
tekabül ettiğini...
Günümüzde AET sınırları içinde 44. 500
civarında Türk iş adamı bulunduğunu ve bunların 1992
hesaplarına göre kuruluş sermayelerinin 7 milyar markın üzerinde
ve yıllık cirolarının da 28 milyar markı
bulduğunu...
622 bin Türk gencinin de AET ülkelerinde orta öğretim ve
üniversite tahsili gördüğünü... (286)
İnsanlara Takılan At Koşumları
İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Cro
ce' nin doğuyu Hrıstiyanlaştırmak için 13.
yüzyılın ikinci yarısında çıktığı
seferde, rastladığı Türkler ve Yunanlılar hakkında
bilgi verirken :
Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre,
Yunanlılar Türklerden öyle çekinirlermiş ki, tohum ekmeye, ormanda
çalışmaya veya bir başka iş yapmaya giderken birbirlerini
bağlayabilecekleri at koşumları olmaksızın
kentlerinden ve surlardan dışarı adım
atmazlarmış..." diye yazdığını. . .(287)
Vatan Aşkı
Amerikalıların Japonya üzerine iki atom bombası
atıp Japonları mağlubiyete uğratması üzerine, Japon
halkının kitleler halinde imparatorları Hirohito'nun sarayının
önüne gelerek harakiri" yapıp meydanı kan gölüne
döndürdüklerini...
Amerikalı general Mc Arthur' un Hirohito' nun
sarayına koşup Bu saçmalığı durdurun!" demesi
üzerine, Hirohito' nun balkondan halka seslenip:
Ey Japon milleti!
Gerçekten yenildik. Bugün önümüzde iki yol var. Birincisi
harakiri. Ben de size katılacağım. Ama ikinci bir yol daha var
ki, o da şu: Amerikalılarla mücadelemize devam edelim. Askeri cenahta
yenildik. Onlara ekonomik bir savaş açalım. ülke ekonomisini
canlandırıp doların sırtını yere vuralım.
Tercih sizin!" dediğini ve Japonların ikinci yolu tercih edip,
bugün birçok alanda Amerikalıların sırtını yere
getirdiklerini. . .(288)
20. Yüzyıl Japon Amerikan Savaşları
Pearl Harbour baskınından yarım yüzyıl
sonra Amerika Birleşik Devletleri ile Japonya arasındaki
savaşın bir başka sahada devam ettiğini . . .
Psikoloji profesörü olan ünlü Japon yazarı Shyu
Kishida'ya göre Amerikan şirketi battığında,
Japonların bir Amerikan uçak gemisi batırmış gibi
sevindiklerini...
Amerikan General Motor şirketinin 70 bin işçiyi
işten çıkaracağının haberi Tokyo borsasının
ekranına yansıdığında genç Japon brokerlerin(simsar)
zafer işareti yaptıklarını... (289)
İsim Kültürü
Toplumumuza yerleşmiş isim kültürünün bir
parçası olarak göbek adı koymak" diye bir geleneğimizin
olduğunu...
Yeni doğan bir bebeğin, eğer yaşamazsa
onun kavmiyetin i" belirlemek yani Müslüman olarak ölmesi için
kulağına Ezan-ı Muhammedi" okunup esas ismi verilinceye
kadar geçerli olmak üzere göbeği kesilirken hemen bir isim konduğunu.
. Bu göbek adının genellikle erkek olursa Mehmed , veya Ali";
kız olursa da Fatma veya Ayşe" konulduğunu.. (290)
Süleyman
İleride Avrupalı kralların üzengi öpmek için
sıraya geçecekleri büyük bir devlet adamı olacak olan Kanuni'nin
doğum haberi Yavuz Sultan Selim'e
ulaştırıldığında, huşu içinde Kur'an
okumakta olan baba Yavuz'un okumakta olduğu Kur'an-ı Kerim'den
başını kaldırarak: Adını Süleyman koydum "
deyip Kur'an okumaya devam ettiğini...
Ve o anda okuduğu ayetin mealinin de (Neml Suresi 30.
ayet) O muhakkak ki Süleyman'dandır ve O (mektubun ilk satırı)
Bismillahirrahmanirrahim,dir" olduğunu. (291)
Alparslan' ın Göz Yaşları
Malazgirt zaferi ile Anadolu kapılarını
Türklere açan Büyük Kumandan Alparslan' ın saray mutfağında
hergün elli koyun veya keçi kesilerek fakirlere
dağıtıldığını.
Sultan'ın divanında sayılamayacak kadar çok
fakir kimselerin isimlerinin kayıtlı olup bunlara muntazaman
maaşlarının verildiğini. . .
O Koca Sultan'ın bazen tevafuk eseri hasta ve fakir bir
kimseyi gördüğü zaman son derece hassasiyete
kapılarak teessüründen ağlayıp derhal yardımına
koştuğunu... (292)
Milli Kanunlarımız
17 şubat l926'da İsviçre Medeni Kanunu,nun Türkçeye
tercüme edilerek Türk Medeni Kanunu" olarak kabul edildiğini...1 Mart
1926'da da, İtalya Ceza Kanunu' nun Türkçeye tercüme edilerek Türk Ceza
kanunu olarak kabul edildiğini ... (293)
Diş Kirası
Osmanlı medeniyetinin güzel ananelerinden biri olarak.
hali vakti yerinde olan ailelerin Ramazan'da iftara davet ettikleri misafirleri
uğurlarken diş kirası " adı altında bir miktar
para veya kıymetli eşyayı hediye ettiklerini...
Tanzimat ricalinden Rıfat paşa ,nın bir Ramazan
sonu kahyasının getirdiği diş kirası
hesabını tetkik ederken yekünün 5000 altın olduğunu okuyup
Çok şükür bu Ramazan'ı ucuz atlattık" dediğini. .
.(294)
Cumhurbaşkanlarının Maaşları
Mayıs 1994 para değerlerine göre; 1928
yılında Cumhurbaşkanının maaşı 2800
cumhuriyet altınına (bir cumhuriyet altını: 25OOOOOtl.)
yani 7 milyar liraya tekabül ettiğini...
1987 yılında ise Cumhurbaşkanının
maaşının 12 Cumhuriyet altınına yani 30 milyon liraya
tekabül ettiğini.... (295)
İstanbul'a Verilen Değer
Çağ açıp çağ kapayan büyük dahi Fatih Sultan
Mehmed'in İstanbul' u fetheder
etmez hemen imar faaliyetlerine giriştiğini...
İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan Haliç'in
dolmaması için her iki yakada
da tırnaklı hayvanların
otlatılmasını menettiğini.
Toprağın yağmurlarla akıp giderek Haliç'i
doldurmaması için de Haliç'in kenarlarına(sırtlarına)
ağaç ve ayrık kökleri diktirdiğini...(296) Biliyor muydunuz?
Düşmanım Yoktur"Benim Nefsimden
Gayrı
Hz. Mevlananın Mesnevi'sinde anlattığına
göre Hz. Ömer (ra) ile görüşmeye gelen Rum elçisinin, şehre girer
girmez halifenin sarayının nerede olduğunu sorması üzerine
halktan birinden :Halifenin sarayı yoktur görüşeceksen işte
ileride hurma ağacının altında yatmaktadır"
cevabını aldığında hayretler içinde
kaldığını... Bu Rum elçisinin Hz. Ömer'e getirdiği
hediyeler arasında bir şişe çok tesirli bir zehir
bulunduğunu ve elçinin, Hz. Ömer'e: Bu çok tesirli bir zehirdir Birkaç
damlası bile düşmanlarınızı yok eder" demesi
üzerine Halife Hz Ömer'in: Benim nefsimden gayri düşmanım
yoktur" diyerek elçinin şaşkın bakışları
arasında şişedeki zehirin hepsini bir yudumda içtiğini ve
Allah'ın izniyle de hiçbir şey olmadığını...(297)
Osmanlı'da Savaş Disiplini
Mohaç Savaşı'nda( 1 528) Türklere esir düşen ve
daha sonra 1535'de kaçarak kurtulan Macar asıllı Bartholomeus
Georgievic'un 1544 yılında yazdığı Turcarum ritu et
caere"De moniis" (Türklerin Gelenek ve Görenekleri) isimli eserinde
Türklerin savaş gelenekleri ile alakalı olarak:"Savaş
zamanında öyle sıkı bir disiplin vardır ki, hiçbir asker
adaletsiz birşey yapmaya cesaret edemez. Adaletsizlik yapan hiç
acımaksızın cezalandırılır. Gözcüler ve düzen
sağlayıcılar vardır. . .Geçip gidilen yolların
kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni
olmaksızın, bir elma bile koparılamaz. İzinsiz
koparanın cezası ölümdür. İran seferine
katıldığımda gördüm: Ortalıkta dolaşan bir at,
birinin tarlasına girdi diye bir sipahinin atı ve uşakları
ile birlikte başı vuruldu" diye yazdığını. .
.(298)
Sanata Ve Sanatkara Verilen Değer
Osmanlı padişahlarının ilim ve sanata
büyük kıymet vererek bu uğurda gayret gösterenleri maddi manevi
desteklediklerini . . .
Veli" lakaplı Sultan II. Bayezid'in, büyük hat sanatkarı
Şeyh Hamdullah'ın sanatına olan hürmetinden ve sevgisinden
dolayı, hat üstadının yazı meşkederken
hokkasını tutup, rahat etsin diye sırtını
yastıkla beslediğini...(299) Biliyor muydunuz?
İp Kıtlığı
Devrimleri yerleştirmek için İstiklal Mahkemeleri'nin
binlerce masum insanı darağaçlarında
sallandırdığını ve sadece Kara Ali isimli bir
celladın beşbinden fazla insanı astığını...
Bu meselenin Ankara'da ip kıtlığı
başgöstermiştir.İpsiz kalanların Ankara İstiklal
Mahkemesi'ne müracaatları " diye mizah haline getirildiğini...
(300)
Zulüm Zulüm Üstüne
İstiklal Mahkemesi'nin salkım salkım
astığı insanlarla ilgili davaları yakından takip eden
bir gazetecinin, başına giymiş olduğu şapkasından
dolayı, mahkeme reisi Kel Ali (Ali Çetinkaya) tarafından: Anandan
şapkalı mı doğdun?Gavur musun be herif!" denilerek
tekme tokat merdivenlerden yuvarlandığını...
Aynı şahsın Atatürk'ün ilk defa Kastamonu'da
şapkayı giymesi üzerine hemen bir şapka bularak protokoldaki
yerini aldığını. . .(301/a)
Yine aynı şahsın, İskilipli Atıf
Hoca'yı, hükümetten izin alarak yazmış olduğu Frenk
Mukallitliği kitabından dolayı,savcının üç sene ceza
istemiş olmasına rağmen idama mahkum ettiğini ve
asılırken de Sehpanın yanına gelip mazlum Hoca'nın
kafasına şapkayı geçirerek Giy domuz!" diye insanlık
dışı muamelede bulunduğunu. .. (301/b)
Hilal, Lale ve Allah
Lale, hilal ve Allah(cc) lafızlarının ebced
değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde
laleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini... (302/a)
Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun
bir alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar
müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III.
Ahmed'in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama
getirmek zorunda kaldığını. . .
Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi
çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini...(302/b)
Bağ-ı İrem' de Gül-ü Muhammed
Açtı"
Kosova fatihi dervişmeşreb Gazi Murat Han'a 30 Mart
1432 sabahı Edirne Sarayı'nda bir erkek çocuğunun olduğuna
dair müjdeli haberi getirdiklerinde Murat Hanın önündeki Kur'an-ı ,
Kerim den Sure-i Muhammed "i okumakta olduğunu...
Şair ruhlu Sultan'ın, bu müjdeli haber üzerine
okumakta olduğu Kur'an-ı Kerim'den başını
kaldırıp: Bağ-ı İrem'de gül-ü Muhammed
açtı." diyerek, geleceğin bir çağı kapayıp yeni
bir çağ açacak olan Fatih'in adını "Muhammed", yani
Mehmed" koyduğunu...(303)
Bir Yabancının Hac Düşünceleri
18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek
intibalarını yazan Hristiyan tarihçi M. A Ubucini'nin
Müslümanların Hac ibadetini araştırdıktan sonra kendi dini
ile kıyaslayarak:
"Hac aslında sadece büyük Müslüman ailesinin
dağınık fertlerini birbirine bağlamak hedefini gütmüyordu;
Hac bilhassa, bu ibadeti yapmakta olan Müslümanlara, aynı imanı
taşıyan kimseler arasında hüküm sürmesi gereken eşitlik
kavramını hatırlatmak için tesis edilmişti. Biz
Hristiyanlar böyle bir eşitlik örneğini, bu yüce ahlaki
eşitliği gösterebiliyor muyuz? Değil kilisenin içinde,
mezarlarımızda bile bu ulu eşitlik kavramından tek eser
yok. Buyurun bir camiye girelim .. Orada Allah'ın şanına
yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler,resimler,heykeller yok
yalnızca şunlar var.
Duvarların üzerine işlenmiş bazı Kur'an
ayetleri,bir mihrap,bir kürsü ve müminler için tertemiz sergiler. Hiçbir
şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı göremezsiniz.
Müslüman mabetlerinde .. Sadece ibadet eden insanlar vardır ve ibadetten
alıkoyacak veya ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbirşeye
rastlayamazsınız diye yazıp İslam'ın eşitlik
anlayışına olan hayranlığını ifade
ettiğini.(3O4)
Namusum Üzerine
10 Nisan l928'de İsmet İnönü ve 120
arkadaşının teklifi üzerine Anayasa'dan bütün dini terimlerin
kaldırılması hakkında bir kanun
çıkarıldığını... " Buna göre: Devleti dini
,dini İslamdır kaydı
kaldırıldığını ve milletvekillerinin yemin
şeklinin değiştirilerek vallahi" demek yerine namusum
üzerine" tabirinin kullanılmasının kabul
edildiğini...(305)
Boğazdan Geçmeyen İlaç
Bediüzzaman Hazretleri'nin hasta olduğu zamanlar
kulandığı Optalidon ilacı bitince yanındakilerden
birine yüz kuruş verip eczahaneye gönderdiğini...
İlacın fiyatı yüz on kuruşa
çıktığı için o kardeşin cebinden on kuruş ilave
edip ilacı alarak Üstad'a getirdiğini...
Bediüzzaman Hazretleri'nin ilacı içmek için
ağzına aldığı halde bir türlü
yutamadığını ve bu işe birkaç defa daha teşebbüs
edip bir türlü ilacı yutmaya muvaffak olamayınca ilacı alan
kardeşi çağırarak ilacı kaça
aldığını sorup da on kuruşu onun ödediğini
öğrenince, üstad'ın on kuruş daha verdikten sonra ilacı
rahatça yutabildiğini ve ardında da oldukça ibretli bir şekilde:
Kardeşim, işte görüyorsun..
başkasının malını yiyemiyorum. Boğazımdan
geçmiyor" dediğini..(306)
Çekiç
Lenin ile birlikte kominist ihtilalini gerçekleştirip
binlerce insanı katleden ve yine binlerce insanın sürgüne gitmesine
sebep olan Troçki'nin(1879-1940), her ihtilalin daha sonra kendi
çocuklarını yediği gibi, kendisinin de sürgüne gönderilip
Sığınacak ülke bulamadığını...
Hayatı orak-çekiç" davası ile geçmiş bu
Sovyet liderinin daha sonra Meksika'da bir çekiçle beyni parçalanarak
öldürüldüğünü. . .(307)
Nazım Hikmet'in Pişmanlık ve
Arayışları
Tanınmış komünist Türk şairi Nazım
Hikmet Ran'ın (1902/1963), hayatı boyunca komünist ideoloji
peşinde koşturarak zikzaklar içinde geçen bir ömür sürdüğünü...
ömrünün son yıllarına doğru, arkadaşı
Mustafa Mehmed'e, arayış içinde ve pişmanlık dolu
olduğunu ifade ettiğini...Mustafa Mehmedin onunla Romanyadaki
beraberlikleri ile alakalı olarak:
1960'lardan önceydi. Nazım Hikmet Romanya'nın
davetlisi olarak Bükreş e gelmişti. İsteği üzerine Bilimler
Akademisinden beni buldular. Nazım Hikmet'in kaldığı otele
gittim. Açık olan radyosundan Türkiye'yi dinliyordu. Sohbet
sırasında saatine bakarak bana Bu gece Kadir Gecesi' dedi ve benden
kendisini Türklerin bir araya geldikleri camiye götürmemi istedi. Ben o gecenin
Kadir Gecesi olduğunun bile farkında değildim. Bir an tereddüt
ettim ama Nazım'ın ricası Romanya'da bir emirdi. Rus eşi
Vera, ben ve Nazım taksiyle caminin bulunduğu semte yöneldik.
Arabayı rica ve minnetle caminin bulunduğu parka sokabildik.
Biz camiye girdiğimizde Türkler mevlid okuyorlardı.
Nazım mevlidi dinlerken coştu ve cemaate hitaben bir konuşma
yaptı.
Konuşmasında: Ben komünistim ama sizin burada bir
araya gelmeniz beni çok duygulandırdı' dedi. O sıralarda kalp
yetmezliğinden muzdarip olduğundan ben heyecanlanmasından
dolayı bayağı endişelendim. Gerçekten de endişelerim
yerindeydi. Konuşmasından sonra kendisini kriz yokladı. Eşi
Vera ile ben Nazım'ı dışarıdaki banklardan birinin
üzerine yatırdık. Vera yanında bulundurduğu ilaçlardan
verdi ve daha sonra koluna girerek güç bela taksiye bindirdik
Ben Nazımın Romanya'da camiye gittiğini
şimdiye kadar saklı tuttum. İşte ilk kez
anlatıyorum..." diyerek Nazım'ın pişmanlık dolu
hikayesini gözler önüne serdiğini. . .(308)
İlme Hürmetin Böylesi
Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve alime muazzam bir
kıymet verildiğini...
Fatih'in hocalarından Molla Hüsrev'in Ayasofya'da derse
başlamadan önce talebeleri tarafından Hoca' nın evine gidilip
atına bindirilerek, arkasında da talebelerinin eşliğinde
camiye getirildiğini. . .
Zamanın Ebu Hanife'si addolunan Molla Hüsrev, camiye
girdiğinde, hürmet ifadesi olarak takrimen ayağa
kalkıldığını ve hoca dersini bitirdiğinde
talebeleri tekrar onu atına bindirerek evine kadar
bıraktıklarını... (309)
Hasaneyn'in Ruhu İçin
Gençliğinde güçlü ve kuvvetli iken, savaş
meydanlarında düşmana karşı kılıç sallayarak
hizmet eden yeniçerilerin , artık sakalına ak düşüp de
kılıç sallayacak dermanı kalmadığı zaman da,
sırtlarına meşin bir su kırbası geçirip elde bir
kalaylı tas alarak sokak sokak gezinip Kerbela'da bir yudum suya hasret
giden "Hasaneyn'in(Hz. Hasan ve Hüseyin) ruhu için" su
dağıtıp sevap kazanmaya çalıştıklarını.
.. (31O)
Aziz Mahmud Hüdai' den İstenen Keramet
Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'nin İstanbul' un Üsküdar
semtine gelip zaviyesini kurmasından sonra , Sultan I. Ahmed'in bu gizli
nur hazinesini keşfederek eteğine
yapıştığını...
Bu Gönül Sultanı'nın birgün sarayda abdest
alırken, Padişah 1.Ahmed'in abdest suyunu döküp annesi Valide
Sultan'ın da havlu tuttuğunu...
Bir ara Valide Sultan'ln boşta bulunup kendini
tutamayarak: Efendim, ne olur bize bir keramet gösteriniz" demesi üzerine
tebessüm eden Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'nin gayet latif bir şekilde
devrin padişahı abdest suyumu döküyor validesi ise havlumu tutuyor.
Bundan büyük ne keramet istersiniz.? cevabını veridiğini..(311)
Siyaset Şekerlemesi
Üstad Bediüzzaman Hazretleri'ne, Sünuhat, Rumuz ve Tuluat gibi
"Eski Said"lik dönemi eserlerindeki mevzularla alakalı olarak
"Neden ulvi hakaik-i diniye ile beraber, bazı mesail-i siyasiyeyi
kitaplarında dercediyorsun?" diye sormaları üzerine
Bediüzzaman,ın :
"Çocuğa ilacı içirmek için bir şekerleme
gösterilir. Ta ki ağzını açsın, ilaç öylece , içirilsin.
Efkar -ı amme dahi siyaset için ağzını açmış
bekliyor. Ben de tiryakı(ilacı) içirmek için bazen siyaseti de
zikrediyorum. diye cevap verdiğini... (312)
Osmanlı' da Musiki
Musikiyi mehter ile savaş meydanlarından, tasavvufi
tekke musikisi ile birçok hastalığın tedavisine kadar pek çok
yerde kullanan Osmanlı Cihan Devleti temsilcilerinin, ayrıca bu
sanatı çeşitli sosyal müesseselere kadar soktuklarını...
Ayasofya imaretine bağlı kalenderhanede(tekke) ve
Edirne'deki ll. Murat imaretinde olduğu gibi bizzat sema ve musiki
cemiyetleri için vakfiyelere maddeler konulduğunu. .. (313)
İlk Boğaz Köprüsü Projesi
Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlama
düşüncesinin ilk olarak bundan yaklaşık bir asır önce
(1900), dahi padişah II. Abdülhamid tarafından ortaya
atılıp projelendirildiğini . . .
Avrupa'nın güney, güneybatı ve merkezindeki
demiryollarını bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat demiryoluna
bağlamayı düşünen cennetmekan Abdülhamid Han'ın F. Arnodin
isimli bir Fransız'a hazırlattığı bu dev köprüye ait
projede, minareler, kubbeler kuleler ve askeri , savunmayı temin edecek
topların yer aldığını...
Yine Abdülhamid Han'ın, bu köprüyle
bağlantılı olarak oldukça ileri görüşlü bir bakış
açısıyla çevre yolları projesi çizdirdiğini . . . (3 14)
Biliyor muydunuz?
Fasulya Aşı Yemeye Razı Olmak
Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un hayatında hiç
boyun eğmeyip, kimseye eyvallah etmediğini...
Umumi seferberlik zamanında (1914) bir arkadaşı
ile oturup fasulya aşı yerken nezaret erkanından birinin
çıkagelip ona, yazılarında fazla ileri gitmemesini nazikçe
söylemesi üzerine Akif'in pürhiddet yerinden fırlayıp:
Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler. Bu
gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulya aşı
yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam!" diyerek
pervasızca cevap verdiğini. . .(315)
Tasavvufta Şeriata Bağlılık
Said Harraz Hazretleri'nin: Zahiri hükümlere aykırı
düşen her batın batıldır"diye
vecizeleştirdiği tasavvufta Allahın emir ve yasaklarına
uymanın gerekliliğini, yine bir başka sufi olan Bayezid-i
Bistami Hazretleri 'nin de:
Havada uçan insanlara mı hayret ediyorsunuz? Leş
yiyen kargalar da havada uçmakta. Su üzerinde yürüyen insanlara mı
şaşırıyorsunuz?Balıklar da suda yüzmekte. Önemli olan
Allah'ın emirlerine uymak kaçınmaktır,, sözleriyle
vurguladığını...(316)
Amerikan Hayat Felsefesinin Özeti
Meşhur Amerikalı yazar Mark Twain'e:
"İnsan hayatının gayesi nedir? . Nasıl zengin
olabiliriz?" diye sormaları üzerine onun .
"Eğer becerebilirsek şerefsizce, mecbur olursak
namuslu yoldan. Tek ve gerçek tanrı kimdir? Tanrı paradır.
Altın, dolar ve hisse senedi, Baba, oğul ve ruhları"
cevabını vererek Amerikan hayat felsefesini formüle ettiğini...(317)
Nasreddin Hoca' nın Merkebine Ters Binmesinin
Hikmeti
Türk halkının nüktedan hazır cevap ve zeki bir
fıkra kahramanı olarak tanıdığı Nasreddin
Hoca'nın(1208-1284 ), aslında medresede ders veren büyük bir müderris
ve ayrıcada kadı olduğunu. . .
Talebeleri arasında oldukça sevilen Nasreddin
Hocanın, ders verdiği medreseden merkebine binip evine giderken dahi
talebeleri tarafından yalnız bırakılmayıp yolda
kendisine sualler sorulduğu,..
Hem yol alıp hem de talebelerin sorularına cevap
veren Nasreddin Hoca'nın, sual soran talebelerine arkası dönük olarak
cevap vermenin İslami edebe aykırı olacağından
dolayı,merkebine ters binip, talebeleri ile yüz yüze gelerek ders
verdiğini. . .(318) -
Moskova Önlerinde Fetih Tuğları
Rusya'nın başkenti Moskovanın
yaklaşık 150 yıl Türk hakimiyetinde kaldığı . . .
Moskova'nın merkezindeki altın kubbeli kilisenin
Türk hakimiyetinden kurtuluşun şerefine inşa edildiğini...
(319)
Ecdadın Ticaret Ahlakı
Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine
gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini
almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken
bir top kumaşı ayırdığını görüp bu
hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafının
"Onu sana veremem, kusurludur" cevabını verdiğini.
Yabancı tacirin "Ziyanı yok, önemli
değil" demesine rağmen Osmanlı esnafının o
kumaş topunu vermemekte direterek: Benim malımın kusurlu
olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat Siz onu kendi memleketinizde satarken,
alıcılarınız orada benim bunları bize söylemiş
olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal
satmış olacağım.
Neticede Osmanlı'nın gururu şeref ve haysiyeti
rencide olacak, bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu
asla size veremem... diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini izah
ettiğini... (320) Biliyor muydunuz?
İmamı Azam ve Yarım Milyon Meselenin
Hükmü
Hanefi mezhebinin kurucusu çağının
yetiştirdiği dev kamet İmam-ı Azam Hazretleri'nin kitap ve
sünnetten beşyüzbin meselenin hükmünü çıkartıp dörtbin fetva
verdiğini. .. (321)
Okumanın Dayanılmaz Cazibesi
Bir ülkenin kültürel yönden
kalkınmışlığının, o ülkede bir yılda
fert başına tüketilen kağıt miktarı ile
ölçüldüğünü...
ABD'de kişi başına bir yılda tüketilen
kağıt miktarının 391 kilo olmasına
karşılık, aynı rakamın Avrupa ülkelerinde ortalama 90
kilo olduğunu ve ülkemizde ise bu. rakamın sadece ve sadece 18 kilo
olduğunu... (322)
Üstad Türkiye'de Okuma Çığırını
Açtı
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri' nin talebelerinden
Bayram Yüksel ağabeyin, Hasan Basri Çantay'ı ziyarete gittiğinde
Çantay' ın, Bayram ağabeye dönerek:
"Kardeşim, sizleri tebrik ediyorum. Bizler
Üstad'ın sayesinde müellif olduk. Korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk Ve
nede kimseye birşey anlatabiliyorduk.
Üstad Hazretleri Risale-i Nuru telif etmeye başladı.
Türkiye'de bu sayede okuma çığırını
açtı..."diyerek bir hakikati ifade ettiğini...(323)
Dördüncü Murat'ın Sporculuğu
Osmanoğulları'nın onyedinci padişahı
olan Bağdat Fatihi IV. Murat'ın çok kuvvetli biri olduğunu...
Bir gün sarayda Murat Han'ın, musahibi Musa
Paşayı sağ eliyle kuşağından tutup
kaldırarak ve öylece Has Odayı
dolaştırdığını ve sonra da en küçük bir yorgunluk
ve tıknefeslilik göstermeden, paşayı kaldırdığı
gibi tek elle yavaşça zemine bıraktığını. . .
Bir cirit mızrağı ile, arka arkaya konan dokuz
kalkanı bir atışta deldiğini . . .
200 okkalık bir gürzü kolayca kaldırıp
salladıktan sonra fırlatabildiğini . . .
Savaş zamanlarında metrise girip topla nişan
alıp düşmana isabet kaydettiğini...
Ve İstanbul Okmeydanındaki kemankeşlik
müsabakalarda 1070,5 gez (706. 5 cm) mesafeye okunu ulaştırıp
rekor kırdığını ve okun düşdüğü yere
rekorunu belgeleyen menzil taşı dikildiğini . . . (324/a)
Musul'da bulunduğu bir sırada oraya gelen Hint
elçisinin tüfek ve kılıç kar eylemez diye hediye ettiği fil
kulağından yapılma üzeri gergedan postu kaplı çok
sağlam siperi(kalkann ) el mızrağı ile ortasından
deldiğinı ve içini altın ile doldurup elçiye geri hediye
ettiğini... (324/b)
İslam'ın Boğazına Geçirilmeye
Çalışılan İp
İlk olarak Avrupa'yı ümit Burnu üzerinden doğuya
bağla yan deniz yolunu keşfetmesiyle dünya sömürgecilik tarihinde
yeni bir dönem açan "İsa tarikatı şövaIyesi"
Portekizli denizci
Vasco da Gama(1460-1524)'nın Güney Hind adalarına
ulaştığında :
"İşte şimdi İslam'ın
boğazına ipi geçirdik. Bu ip çekilmeye devam edecek, neticede
boğaz sıkılacak ve Müslümanlık ölecektir. "
dediğini . . . (325)
Eski Bir Hamam Kitabesi
Eski İstanbul' un hamam kitabelerinden birinde karakter
temizliğinin ehemmiyetini vurgulamak için:
"Tıynetin na pak ise, Hayr umma sen germabeden Önce
tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden."Yani (Kötü huylu, kirli karakterli
bir kimse isen, hamamdan bir şey bekleme. Temizlik istiyorsan evvela
kalbini temizle, sonra da bedenini..) diye
yazdığını...(326)
Bir Ahlak Kahramanıydı
Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un yakın dostu olan
Mithat Cemal Kuntay'ın, Akif'le olan arkadaşlık münasebetini
anlatırken yıllarca onun kusurlarını ve
falsolarını araştırdığını ve otuzbeş
yıl sonra onun karakterini kağıda dökerken, hayranlık
hisleri içinde :
"İlk tanıdığım zaman ona
inanmadım. Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör melek rolünü
oynamaktan bir gün yorulacaktı. Gayri tabii bir faziletten yorulan yüzünü
bir gün görecektim. Fakat otuzbeş sene bugün gelmedi.
Otuzbeş sene onun yanından her
çıkışımda kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi
kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerden
yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl kahraman sanmıyordu.? Onu
yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen
bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi
günahlarından muzdarip olurken , o, kendisinin sizden başka
olduğunu nasıl görmüyordu?
Onda bütünlük vardı; Kininde de, evlatlık,
babalık, kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da, bütünlük...
Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumuyla seviyordu: Öldüğü
zaman düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman, yanında
olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile' diye
yazdığını...(327)
Çile İle Kemale Eren Büyük Ruhlar
Milletlerin önüne düşüp onları
aydınlığa çıkaran nice büyük şahsiyetlerin ömürlerinin
bir bölümünün hapishanelerde çile ve işkence içinde geçtiğini ve
böylece onların olgunlaşan ve aydınlanan gönülleriyle
milletlerin diriliş yolunda birer ışık kaynağı
haline geldiğini...
Büyük İmam Ebu Hanife Hazretleri' nin zindanlara
atılarak saygısızca hırpalanıp inim inim bir hayat
yaşadığını...
Ahmet Bin Hanbel Hazretleri' nin adi bir insan gibi
tartaklanıp bayağı bir işkencelere maruz
bırakıldığını...
Serahsinin El-Mebsut isimli koca kamusunu hapsedeldiği
kuyu dibinde telif edip meydana getirdiğini . . .
Bediüzzaman Hazretleri'nin bir cani gibi muamele görerek
memleket memleket sürgüne gönderildiğini...
Campanella 'nın zindanda Cervantes in esarette,
Dostoyevski,nin de kürek mahkumu iken kendilerini keşfederek milletlerinin
gönüllerinde ölümsüzlüğe ulaştıklarını... 1328)
Bediüzzaman,ın Emirdağı
Devrin hükümeti tarafından Bediüzzaman Hazretleri' nin
sürgün olarak ikamet ettiği Emirdağ' da iftira ve fesat
çıkarmakla vazifelendirilen vicdanlı bir komiserin, şehre
geldikten sonraki ilk intibalarını :
"Çarşıya çıkıp kahvaltı için
peynir ve zeytin aldım. Bir dükkandan da tereyağı aldık.
dükkan sahibi tereyağını tartarken, yağı koyduğu
kağıt kadar da, terazinin öbür kefesine kağıt koydu.
Doğrusu bu hali ben başka bir yerde görmemiştim. Bediüzzaman
işte Emirdağı'nı böyle yapmıştı diyerek
hakperest bir şekilde anlattığını... (329)