KISA KISA iBRET
VERiCi TARiHi GERÇEKLER.
Yunandan İnsanlık Dersi(!)
İstiklal Harbi senelerinde, Yunanlıların Ege
bölgesini işgal etmesinden sonra İzmir'e gelen Yunan
Kralı'nın civar kasabalardan birini teftiş ederken, şehit
edilerek hendeğe atılmış bir sivilin cesedini
gördüğünde. Bu kokmuş ölüyü neden gömmüyorsunuz?" diye
sorduğunda, yanındakilerin de "Halka ibret olsun diye
bırakıyoruz" karşılığını vermeleri
üzerine bir krala değil, bir cellada bile yakışmayan:
Başka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliği
kaldırın ve başkasını öldürüp onun yerine
atın!" emrini verdiğini...(92)
"Sıfır Neye Derler?"
Daha sonraları Milli Eğitim Bakanı olacak olan
zamanın Maarif Müfettişi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal
arasında bir gece Kayseri'de sofra sohbeti başlayınca Mustafa
Kemal'in Hasan Ali Yücel'e:"Bugün lisede sizin mantık
kitabınızı karıştırırken,Matematikte Usul'
diye bir bahis gördüm... Demek siz riyaziyeden de anlıyorsunuz..."
diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz paşam" diye cevap
verdiğini...Bunun üzerine Mustafa Kemal'in: "Peki söyleyin
sıfır neye derler?" diye ikinci bir soru sorması üzerine
Hasan Ali Yücel'in gayet mütevazı bir şekilde: "Huzurunuzda bana
derler paşam!"cevabını verdiğini... (93)
Bez Parçası
İskilipli Atıf Hoca'nın İstiklal
Mahkemesi'nde yargılanırken savcının, dini
kıyafetlerden bez parçası" diye bahsetmesi üzerine Atıf
Hoca'nın hiddetli bir şekilde duvarda asılı olan
bayrağı gösterip :
İşte o da bez, hadi indirip yırtsana" diye
haykırdığını.. (94)
Bibliyoman
18. yüzyıl sonlarında yaşamış ve
bugünkü İstanbul Millet Kütüphanesi'nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi'nin
bir bibliyoman(kitap hastası) olduğunu . . .
Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabın kendisindeki
noksan olan ikinci cildini temin etmek için,mevcut olduğunu
öğrendiği Yemene tayinini çıkartmak istediğini ...(95)
Hakkı Tesbit
Ahmet bin Hanbel Hazretleri'ne: Tehdit altındasın,
kalbinle imanında sabit kalarak yalnız dilinle istediklerini söylesen
olmaz mı ? " dediklerinde, Büyük İmam'ın:
Olmaz. Alimler hakkı söylemekten kaçarsa, cahiler ne
yapar? Böyle olursa hakkı tesbit nasıl olur? "cevabını
vererek gerçek alimin nasıl olması gerektiğini gösterdiğini
(96)
Akif i Büyük Yapan Meziyet
Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, İstiklal
Marşı müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine
zorla verilen 500 lirayı, fakr u zaruret içinde olmasına rağmen,
fakir kadın ve çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş
olan "Darü'i Mesa i "ye
bağışladığını...
Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde,
Mehmet Akif'in cebinde , Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç
aldığı iki lirasının olduğunu ve milli marş
için 500 lira teklif edildiği günler de 140 lira ile Ankara'da bir çiftlik
alınabildiğini...
Paltosu dahi olmadığı için kışın
bile ceketle dolaşan bu idealist şairin, çok soğuk günlerde ise,
arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)'dan
muşambasını ödünç olarak giydiğini ...
Baytar Şefik'in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine
bir palto alsaydın" demesi üzerine, ona darılıp iki ay
konuşmadığını.
Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiğinde
ailesine: "Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya... Ama, pek hak
etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için
çalışıyoruz. " dediğini .(97)
Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi
Veli lakaplı II. Bayezid'in
padişahlığı. döneminde İstanbul'a, Moskova
kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin
geldiğini . . .
Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis
kokmasından dolayı yıkanması için hamama
götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olup
yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina
olmadığı ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden
dolayı İstanbul'dan kovulduğunu... (98)
Batıda Yemek Kültürü
İsviçre , nin Branderburg Prensi, ziyafete
çağırdığı bir derebeyine gönderdiği davetiyenin
meşruhat (açıklama) hanesine:
""Eti yedikten sonra kemiği arkaya atmak yok!
Yağlı ağzını yenine silmek yok! Tabağı
kaldırıp altına tükürmek yok" diye yazmak mecburiyetinde
kaldığını...(99)
Orta Çağda Temizlik Farkı
Orta çağda Müslümanların
yaşayışları üzerine yapılan bir
araştırmada,İslam dünyasındaki kimya sanayii
anlatılırken:
""... Sabuncular loncası, en önemli loncalardan
biriydi.
Çünkü Orta Çağ Müslümanları hergün
yıkanırlardı ve çamaşırları da
sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar o
çağın diğer ülke insanlarından ayrılırlardı.
1600 yıllarına doğru İspanya'da Engizisyon
Mahkemeleri Müslüman İspanyollarla Hristiyan İspanyolları
temizliklerine bakarak ayırt ediyordu... " diye
yazdığını...(100)
Adalet Kavramının Şümulü
Osmanlı Devleti'nde adalet kavramının ;
milliyet, cins, zümre yahut din farklarını aşan çok şümullü
bir değer ifade ettiğini. . .
Bu adaletin sadece insanlara has değil, kurda, kuşa,
toprağa ve suya şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı
kanunnamelerinde :
""... ve ayağı yaramaz beygiri
işletmeyeler'. at, katır ve eşek ayağını
gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar, zira dilsüz
canavardurlar, her kangısında eksük bulunur ise sahibine tamam
itdüre, eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve
hammallar ağır yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola..." diye
hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından
eşeğin semerine kadar gözden uzak tutulmadığını.
. .(101)
Risale-i Nur' un Dili
Merhum Albay Hulusi Yahyagil'in, Barla'da Bediüzzamar
Üstadımıza, Risale-i Nur'un dilinin orijinalliği ile alakalı
olarak:
""Üstadım, sen Türkçe'yi dahi zor
konuşuyorsun, bu Risale-i Nur'daki Türkçe nasıl oluyor.?" diye
hayretini ifade ettikten sonra Bediüzzaman '
""Kardeşim, bir hakaiki imaniye kalbe ihtar
edildiği vakit ikiyüz ayat-ı Kuraniye imdadıma koşmak için
birbirleriyle yarış ediyorlar. Önce bana lisanı
maderzadım(anne lisanım) Kürtçe geliyor. Arapçaya çeviriyorum ve
Türkçe yazdırıyorum" cevabını verdiğini...(102)
Hacizli Cenaze
Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed
Vahdeddin Han'a, ""Altıncı Mehmed sözündeki
""Altıncı kelimesinden kinaye olarak ""Altın
seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .
Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın, hayatının
tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda
kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından
intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir
namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun'a
gönderdiğini...
İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir
hayattan sonra 1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120
000 lira borcu kaldığı için alacaklıları
tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş
cesedinin, kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı binbir güçlükle
temin etmesinden sonra Şam 'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii
avlusuna defnedildiğini. .. (103)
Milletin Sigorta Lambası
Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun, Sultan Vahideddin'in kaderi
ile ilgili oldukça orijinal bir değerlendirmesinde :
""Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket
girdabına düştükten sonra işbaşına geçen,
ağır mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri daha fazla
çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el uzatmak
durumunda kalan o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta
lambalarına benzerler.
Kendilerinin yanması büyük tesislerin
kurtulmasını temin eder diye yazdığını. .(104)
Biliyor muydunuz.?
İttihatçıların
Akılsızlığı
Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek, her
hangi bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan'ın
Hicaz ileri gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul'da
tuttuğunu. . .
Bunlardan Şerif Hüseyin'in, Mekke'ye emir olmak
isteğini defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan'ın
tahttan indirilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif
Hüseyin'in bu isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini
ve hemen ardından da Şerif'in Osmanlı'ya karsı isyan
bayrağını açtığını... Çok sonraları
İngiliz Başvekil Lloyd George'un Avam Kamarası'nda:
""Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap
milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık.
Bu isyana karşı ayda 40 bin altın
vermiştik" dediğini ... (105)
Acı HatıraIar
İtalyanların Libyayı bizden koparmak için
Avrupalı müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize
karşı açacakları savaşın (Trablusgarp
Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli
hazinelerinin olmadığını...
Buna karşılık Duyun-u Umumiye'ye
başvurarak, bu savaşın masraflarını
karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan beş
milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları
imkanlarla bizim toprağımız olan Libya'yı istilaya
başladıklarını. . .(106)
Lavrens'in İtirafı
Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine
kışkırtıp isyana sevkeden İngiliz casusu Lavrence'in,
yardımcıları Nuri Said, Faysal ve Şerif Hüseyin ile
birlikte Şam'da Türkleri katlettikten sonra: "'Evet onları
isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine
vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı
mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl
öldürüldüklerine bakamadım;tiksindim bu vahşetten..." diyerek
itirafta bulunduğunu . . (107)
Vicdan Azabı
Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle
anlaşarak Osmanlı'yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da
İngilizler tarafından Hicaz Krallığı'na
getirildiğini..
Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı
edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini
ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman'a
getirildiğini...
Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser
verirken "İzmir Marşı"nı çalması üzerine,
oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak
isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:
"Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben
velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral
olacağımı düşündüm. Allah beni sürgünlüğe
düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç,
şu marşı dinleyeyim.
Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski
hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada
çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla büsbütün
ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı
Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap
gününde cezadan korusun"dediğini.. .(108)
"Milletimin Ocağı Yanıyor"
Sultan Vahdeddin Han'ın ikamet etmekte olduğu
Yıldız Sarayı'nın, bir elektrik arızasından
dolayı yanmaya başlaması üzerine, orada vazifeli bulunan
bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını
ve bunun üzerine Sultan Vahdeddin in: "Benim milletimin ocağı
yanıyor, ben onu düşünüyorum, kendi evim yanmış ne
ehemmiyeti var' dediğini...(109)
"Ayağını Yüzüme Bas ki .
Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın"
Hintli Müslüman kardeşlerimizin, Osmanlı Devleti'nin
Balkan Savaşı'nda yüzlerce şehit ve binlerce yaralı
verdiklerinin haberini almaları üzerine, kilometrelerce ötedeki
kardeşlerinin acılarını bir nebze olsun dindirebilmek için
bir Kızılay heyeti teşkil ederek Türkiye'ye gönderdiklerini...
Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını
sarıp başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda
Hindistan'a döndüğünü. . -
Kızılay heyetine Bombay'da büyük bir
karşılama merasimi hazırlanıp, gemi limana
yanaştığında o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed
Ali Cevher' in, heyet başkanı Doktor Ensari'ye :
"Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin
Ayağını Hindistan topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas
da, yüzüm Allah katında şeref kazansın" diyerek
başını yere koyup yüzünü Dr. Ensari'nin ayakları
altına uzattığını...(110)
Osmanoğullarının Dramı
Son Halife ll Abdülmecid. Han'ın, sürgün edildikten sonra
diyar-ı gurbette vefat etmesi üzerine, kızı Dürrüşehvar
Sultan'ın. İstanbul' a gelerek Savanora yatında. İsmet
İnönü'yü ziyaret ettiğini ve kendisinden babasının vatan
toprağına gömülmesini rica ettiğini...
Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son
temsilcisinin bu vatan toprağına gömülme isteğinin ; halk
tarafından mezarının bir ziyaret yerine
dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü
tarafından reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle
Suudi Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki
Cennetü'l-Baki kabristanının içindeki Ali Aba'nın ayak ucuna
defnedildiğini. . .(111)
Tökeli İmre
Osmanlı idaresinde bir krallık olan Erdel Kralı
Apafi ile birleşerek Osmanlı ordusuyla aynı safta
çarpışan Orta Macar Kralı Tökeli İmre'nin Osmanlı
Devleti'ne karşı itaat ve bağlılığını
göstermek için mührüne:
"Muin-i Ali Osman'a itaat üzreyim emre Kral-ı Orta
Macar'ım ki namım Tökeli İmre" beyitini
kazıttığını . . (112)
"O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu"
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1960 Mart'ında
ağır hasta vaziyette Urfa'ya gelmesi üzerine, bunu haber alan
İçişleri Bakanlığı'nın, derhal Üstad'ı geri
gönderme emri çıkardığını... Halkın yoğun
baskısı üzerine Urfa valisinin "Efe Nedim, Said Nursi çok hasta
ve müsaid bir araba da yok. " demesine karşılık
İçişleri Bakanı Namık Gedik'.in:
"Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!"
talimatını verdiğini ve bunu öğrenen Bediüzzaman
Hazretleri'nin ibretli bir şekilde:
"O kendi kaderini kendi yazmış oldu"
dediğini ve ,çok kısa bir zaman sonra İçişleri Bakanı
Namık Gedik' in Genelkurmay binasından kendini atarak intihar edip,
cesedinin de çöp arabasıyla taşındığını. .
.(113) Biliyor muydunuz.?
İsrail ve Orman Kanunu
1953- 1955 yılları arasında İsrail
Başbakanlığı'nı yürüten Moshe Sharett'in, İsrail
askerlerinin yaptığı katliamlarla ilgili olarak tuttuğu
özel günlüğünde:
"İsrail devleti, dünyanın gözünde
çağdaş toplumların geliştirip benimsediği temel hukuk
kanunlarını tanımayan ve orman kanunlarına göre davranan
bir devlet haline gelmiştir" diye yazarak itirafta bulunduğun .
(114)
Yahudilerden Müthiş İtiraf
1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi
Kongresi'nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki
kayıtlara göre bir delegenin :
"Evet bugün bağımsız bir devletimiz var
ama mesut muyuz? Osmanlı'nın devrindeki gibi huzurlu muyuz?
Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak
söylüyorum ki hayır!
Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. (
Osmanlı'yı yeniden kurmaya bağlıdır!" diyerek bir
gerçeği itiraf ettiğini (1 l5)
Müfti,s Sakaleyn
Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük Şeylhülislamı
İbn i Kemal'in, çeşitli sahalarda yazmış olduğu 300
kadar eseri olduğunu
Hergün bin kadar fetvaya cevap verip kendisine insanlardan
başka cinlerin de fetva almak için müracaat ettiğini ve bundan
dolayı kendisine: "Müfti's Sakaleyn" (İnsanların ve
cinlerin müftüsü) denildiğini (116)
Batının İslam,la Kavgası
Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther'in,
Osmanlı'nın Avrupa içlerine kadar ilerleyip, ortaya koyduğu
adilane sistemle yerli halkın gönlünde taht kurması üzerine,
halkını acımasızca sömüren yöneticileri:" Sizin gibi
gözü doymaz prenslerin, toprak ağalarının ve burjuvaların
idaresi altında yaşamaktansa, Türk idaresi fakirlere daha
hayırlı gelebilir" diyerek Hristiyanları
uyardığını.,, (1 17 /a)
Yine Luther'in Hristiyanları Türklerle savaşmaya
teşvik etmek için çıkardığı bir emirnamede
"Türklerin başlattığı bir
savaşta o ara karşı savaşan bir kimsenin,
Tanrının bir düşmanı ve İsa'ya hakaret eden biriyle
hakikatte bizzat şeytanla savaşmakta olduğunu düşünmeli ve
bundan dolayı, masum bir kimsenin kanını döktüğü veya bir
Hrıstiyanı öldürdüğü zehabına kapılmamalıdır"
diye yazdığını,,(117/b)
Nüfusun Önemi
Nüfusun, milletler ve medeniyetler arasındaki mücadelede
çok önemli bir faktör olduğunun idrakinde olan Roma İmparatoru
Sezar'ın , çok çocuğu olan aileleri
mükafatlandırdığını ve çocuk yapmayan
kadınları da bazı haklardan mahrum ettiğini(118)
Endülüs ve Batıda İlim
10. yüzyılda Endülüs'te ilim ve irfanın Avrupa ile
kıyaslanamayacak kadar gelişmiş olduğunu ve Halife elHakem
kütüphanesinde altıyüzbin yazma kitabın bulunup, bunların
kırk dördünü katalogların teşkil ettiğini...
O tarihten dörtyüz sene sonra bile Avrupa'da bilgili Charles
diye tanınan Fransa Kralı V. Charles'in krallık kütüphanesinde
sadece ve sadece dokuzyüz eser bulunduğunu... (1l9)
Batıda Karanlığın Saltanatı
19. Y üzyılda bile batıda karanlık fikirlerin
hüküm sürdüğünü ve Klönische Zetung(18 Mart 1819) gazetesinin bir
yorumunda, "Geceleri yolların sokak lambalarıyla
aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp birşey
olduğu, İlahi nizam ve karanlığı insanın
bozamayacağı" düşüncelerin ileri sürdüğünü..
Bundan yıllar önce 950 yılında Endülüs'teki
Kurtuba şehrinin arabalarla düzenli de temizléndiğini ve evlerin
dış duvarlarına yerleştirilen lambalarla caddelerin
aydınlatıldığını . (120)
Teravih Şerbeti
Sultan Dördüncü Mehmed'in annesi Hatice Sultan'ıın,
Galata köprüsünün başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir
şaheseri olan Yeni Cami'yi ve yanına da onun kadar muhteşem bir
vakıf yaptırdığını
116 kişinin vazife aldığı bu cami ve
vakıfta, yaz ayları boyunca içine kar atılıp soğutmak
suretiyle halka dağıtılıp bu iş için her sene yirmi
bin akçe tahsis edildiğini
Ayrıca Hatice Sultan'ın:
"Bu vakfiye şartlarını her kim
değiştirirse günahı onların üzerine olsun. Allah, duyuran
ve bilendir" diye başlayan bu vakfiyesine: "Ramazanlarda,
teravih namazından sonra, caminin üç kapısından Atina
balından yapılmış şerbet
dağıtılsın. Eğer Ramazan yaza rastlarsa şerbete
kar konsun. Her sene şerbet için 3000 okkalık Atina balı
alınsın ve her kapı için , her gece 33 okkalık baldan
şerbet yapılarak ikişer şerbetçi tarafından cemaata
dağıtılsın" diye hayır hasenat için
yapılması gerekenleri yazdırdığını . (121)
Misyonerler ve Sinsi Planları
İzmir'e yerleşmiş ve Bergama, Marmaris ve
Bodrum civarında maden işletmeciliği yapmakta olan
İngiliz ailelerinden Percy Hatkinson'un II. Dünya
Savaşı yıllarında, Cizvit papazlarıyla birlikte
Türkiye aleyhine casusluk yaptıklarını.
Bergama'da ele geçen bu casusluk şebekesinin belgeleri
arasında, harpten evvel İsviçre'nin Friburg şehrinde toplanan
Beynelmilel Hristiyan Misyonerler kongresinde alınan kararlar
bulunduğunu . . .
Bunların bir tanesinde: "Türkleri Hristiyan
yaparmıyız. Bu is için sarfettiğimiz paranın
yarısıyla onlara papaz yerine şantöz gönderelim.
corription(fesat) yolu ile. Böylece zaafa sürüklenirler ve biz de kuvvetimizi
artırırız. diye yazdırdığını. . (122)
Osmanlı'nın Parlayan Kılıçları
16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz
Sultan Selimin huzuruna girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi
Antonio Jüstiniani'ne ülkesine döndüğünde Padişahın nasıl
biri olduğu hakkında bilgi istediğinde elçinin şaşkınlık
içinde: 'Kılıcı öyle parlıyordu ki yüzünü göremedim"
diye itirafta bulunduğunu
Elçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz
Selim tarafından öğrenilmesi üzerine Haşmetli
Hünkarım,Paşalarım Osmanlının kılıcı
parladığı sürece düşmanların başı daima önde
olur. A m a Allah korusun bu kılıç kınına girer ve
paslanmaya başlarsa o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve
birgün bize yukardan bakar dediğini... (123) Biliyor muydunuz?
Japon İmparatoru ve AbdüIhamid Han
Japon İmparatorunun Sultan Abdulhamid'den:İslam
dininin bilhassa tefekkür, gaye, felsefe ve manevi terkibi üzerinde şahsen
kendisine izahat vermek için japonca bilen yoksa tercihen İngilizce
Fransızca ve Almancası kifayetli Osmanlı alimleri, istemesi
üzerine. Ulu Hakanın çaresizlik içinde, karşı tarafa menfi
müsbet arası, zaman kazandıran dolaylı bir cevap
verdiğini...
Abdülhamid Han'ın kalbinde yara olan bu hadise
hakkın da, daha sonraları(sürgün yıllarında) Ali Fethi
Bey'e: "Eğer ben, Japon İmparatorunun istediği
kıymette din ve maneviyat şahsiyetleri bulabilseydim evvela kendi
memleketimi kurtarırdım " dediğini...(124)
İhtilal Mantığı
Sık sık ihtilal yapılan Güney Amerika
ülkelerinin birinde,batılı bir gazetecinin, kaldığı
otelin müdürüne: "Burada niçin bu kadar çok ihtilal
yapılıyor?" diye sorması üzerine otel müdürünün :
"Anayasamıza göre herkesin devlet başkanı
olmaya hakkı var. Bu yüzden her vatandaş bir defa devlet
başkanı olmayı deniyor" diye cevap verdiğini. .(125)
"Ruhu Batırmamak İçin"
Yunan filozof ve ahlakçısı Sokrat'ın (M. Ö. 47
0-3991 hayranı olan zengin bir tüccarın, bütün serveti olan bir çuval
altını bu filozofa
bağışladığını...
Tüccarın ölümünden sonra, vasiyeti gereği
aldığı bir çuval altını, bir kayığa
yükletip, denizin ortasına teker teker atan Sokrat'ın :
"Ey para! İşte seni batırıyorum ki,
benim ruhumu batırmayasın!" hikmetli sözünü2
söylediğini...(126)
Kızılderililerin Ataları
Kanadalı Tarihçi, Profesör Miss. Ethel G. Steward'ın
1987 yılında Türkiye'de düzenlenen tarih kongresinde sunduğu
bildiride ve yazdığı "Cengiz Han'dan Amerika'ya
Kaçış" isimli kitabında "Kızılderililerin
atalarının Türk olduğunu " yazdığını. .
.
Kitapta anlatıldığına göre,
13.yüzyılda Orta Asya'daki Moğol baskısından kaçan
bazı Türk boylarının iki koldan Alaska'ya ulaşarak oradan
da kıtanın güneyine yayıldıklarını. . .
Yine Steward'ın araştırmalarına göre
Kızılderililer ile Türk boyları arasında gerek fiziki,
gerek sosyolojik ve gerekse kültürel açıdan büyük benzerlikler
bulunduğunu tesbit ettiğini...(127)
Kızılderili Medeniyeti
Sömürgeleştirmek gayesi ile gittikleri Kuzey Amerikada,
Kızılderili kabilelerinin hayat tarzlarını ve kültürlerini
araştıran bir misyonerin :
"Son derece hayret uyandırıcı nokta
şu ki karşılıklı münasebetlerde, medeni dünyanın
alelade insanları arasın da görülemeyecek şekilde nazik ve
lütufkarlar. Bu da şüphesiz, bizim kalplerimizdeki cömertlik şefkat
hissini söndüren 'benim , ve 'senin' kelimelerinin bu insanların dilin de
bulunmadığı için" diyerek itirafta bulunduğunu...(128)
Gaflettekine İmdat
Hazreti Mevlana'nın, müridi Siraceddin'in evinde misafir
kaldığı gün sabaha kadar namaz kılıp Rabbine niyazda
bulunması üzerine, müridinin: "Sultanım sabah oldu. bir nefes
dinlenseniz" diye ricada bulunduğunu..
Bunun üzerine Hz. Mevlana'nın:"İyi ama,
eğer biz de uyursak, bunca uyuyana kim imdat edecek?" diye hikmetli
bir cevap verdiğini...(129)
Türk Vergisi
Osmanlı Devleti'nin l521'de Belgrad'ı, l522'de
Rodos'u fethetmeleri ve 1526'da da Mohaç'ta büyük bir zafer
kazanmalarının ardından batı dünyasında büyük bir
panik yaşandığını...
Çeşitli kentlerde toplanan Alman Meclisleri' nin (Reich
stag) , Türklere karşı ordu toplayıp sefer düzenleyebilmek için
"Türk Vergisi" adı altında yeni bir vergi
konulmasını kararlaştırdıklarını. (130)
İade-i Ziyaret
Meşhur bir politikacımıza Fransa'da: "Siz
Osmanlıların Viyana kapılarında ne işiniz
vardı?diye sorması üzerine, o politikacımızın gayet
veciz bir şekilde: "Haçlı seferlerinin iade-i ziyaretiydi diye
cevap verdiğini ...(131)
Paspas
Sultanüş-şuara Necip Fazıl Kısakürekin
yürekten bağlı olduğu Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerine:
"Efendim! Ben kurtulacak mıyım?" diye
sorması üzerine Arvasi Hazretleri'nin :
"Bir gemi giderken, paspas da içinde gider. Yeterki o
geminin içinde ol Necip!'diye cevap verdiğini...(132) Biliyor muydunuz?
Sibirya'ya Sürgün
Tarihin en korkunç emirlerinden birinin 1799 yılında
Rus Çar'ı I Paul tarafından verildiğini...
Bir sabah, önünde resmi geçit yapan birliğin
yürüyüşünü beğenmediği için: "Sibirya'ya marş
marş!" diye emir verdiğini ve dörtyüz kişilik bu birlikten
bir daha haber alınamadığını... ( 133)
Keçeli Beni Orman Korucusu mu Yaptın?"
Bediüzzaman Hazretleri'nin Barla'da Nur risalelerini telif
ettiği yıllarda, Bedre yakınlarındaki bir korulukta
yangın çıkması üzerine orada bulunan Sıddık Sabri
Efendi'nin yangını söndürmek için çok uğraştığını...
Yangının sönmemesi üzerine sırtındaki
Üstadı'ndan yadigar olan cübbeyi çıkartan Sabri Efendi'nin, onu
alevlere doğru savurup yandan da: "Yak işte yakabilirsen bu
Bediüzzaman'ın cübbesi" diye haykırdığını ve
ardından alevlerin yavaş yavaş azalarak söndüğünü...
Daha sonraları bu hadisenin Bediüzzaman Hazretleri'ne
intikal ettirilmesi üzerine, Nurlu Üstad'ın tebessüm buyurarak Sabri
Efendi'ye: "Keçeli beni orman korucusu mu yaptın!diye latifede
bulunduğunu... ( 1 34)
Miskinler Tekkesi
Sari ve tehlikeli bir hastalık oluşundan
dolayı, toplum tarafından istiskal görerek tecrid edilen
cüzzamlılara, Osmanlı vakıf medeniyetinin şefkat elini
uzatarak, onlar için . . her türlü bakım ve görümünün
yapıldığı miskinhaneler kurduğunu...
Bunların ilkinin de, 1421-1451 seneleri arasında
Edirne'de II. Murat tarafından
yaptırıldığını ve buralara "Miskinler
tekkesi " denildiğini...(135)
Son Halife Abdülmecid Han'ın İnkisarı
Son halife Abdülmecid Han'ın,
Osmanoğulları'nın yurt dışına Sürülmesi ile
ilgili çıkartılan kanun gereğince apar topar İstanbul'dan
çıkartılmasına müteakip ziyaretine gelen bir dostunun kendisine
Halife Hazretleri!" diye hitap etmesi üzerine, Abdülmecid Han'ın
büyük bir inkisar içinde:
"Bizim hilafetmeablığımız artık
kalmadı. Bir gece apar topar hanedanımızın altıyüz
sene hükümdar olduğu bir memleketten kovulduk. Kim derdi ki, Fatihlerin,
Yavuzların, Kanunilerin torunları, çamaşırlarını
bile alamadan yolcu edilecekler' dediğini. .(136)
Akif ve e Destanı
Mehmet Akif merhumun:
"Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi Bedr'in
arslanları ancak bu kadar şanlı idi."
diyerek başlayan muhteşem Çanakkale
Destanı"nı yazmadan önce ellerini Yüce Dergah'a açıp:
Allahım! Bana, bu aciz kuluna, bu destanı yazma
imkanı bahşet... Bu ulvi vazifeyi bana nasib et. Sonra
canımı al. Ya Rabbi!.. Bana bu lütfu çok görme. İn'am ve
ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını
barigah-ı uluhiyetinde kabuleyle!.." diye gözyaşları içinde
dua dua yalvardığını. .(137)
Asla Dönüş
Pakistanlı iş adamı Abdullah Delhi'nin Sovyet
havayolları ile seyahat ettiği esnada uçakta namaz vaktinin girmesi
üzerine
hosteslerden birini çağırıp namaz
kılması için kendisine bir yer göstermesini istediğinde hostesin
ancak kaptan pilotun yanında müsait bir yer bulabildiğini ve Abdullah
namazını bitirip Rus pilotu ile göz göze geldiğinde, pilotun
gözlerinden yaşlar süzülmekte olduğunu görüp de sebebini sorması
üzerine pilotun: 4-5 yaşlarında iken babam da senin yaptığın
gibi bir şeyler yapardı. Bunun namaz olduğunu şimdi
anladım ve birden hem babamı, hem de dinimin ne olabileceğini
düşündüm
Din konusu ile alakalı bugüne kadar bana hiçbirşey
anlatılmadı. Ancak şu anda düşündüm ki, babam, senin
yaptığın gibi namaz kıldığına göre Müslüman
olmalı. Dolayısı ile benim aslım da Müslüman olabilir.
Yılardır içimde bir düğümdü bu. Ama ilk defa namaz kılan
birisini, sizi görünce kafamdakiler çözülmeye başladı. Bunun üzerine
gideceğim ve aslımı araştıracağım. "
dediğini...(138)
Trablusgarp Mücahitleri
Trablusgarp Savaşı,nda Osmanlı askerlerinin
arasında bulunmuş olan Fransız gazetecisi Georges Lemo nun
gördükleri karşısında hayretler içinde kalarak:
Türk subayları içinde on iki kez yaralanmış
olanlar vardı. Müthiş birşey kendileri ile konuştuğum
zaman edindiğim intiba şu oldu:
Türk subaylarında yenmek ve ölmek duygusu, cinnet
derecesine varmış bir istek halinde yaşıyordu" diye
hatıralarında intibalarını yazdığını...
(139)
"Çadır İçinden Savaş İdare
Etmeyüz"
Merc-i Dabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz
Sultan Selim'in ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse
çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlaması
üzerine, sadrazam Sinan Paşa'nın padişahın ellerine
sarılıp:
"Şevketlü hünkarım, olmaya ki heyecana gelir,
kendinizi ateşe atarsınız, yüreğimiz dilhun olur" diye
gitmemesi için yalvardığını...
Alem-i İslam'ın birliğini sağlama
adına hayatı at sırtında geçmiş olan bu büyük dava
adamının bunun üzerine: "Biz cennetmekan Fatih Sultan Mehmet
Han,ın torunuyuz, çadır içinden savaş idare etmeyüz" diye
haykırdığını. . .(ı40) Biliyor muydunuz?
Halkını Düşünen Gerçek Devlet Adamı
Okkası 30 paraya satılan ekmeğin fiyatına
10 paralık bir zam yapmak isteyen fırıncıları huzuruna
çağıran müşfik sultan Abdülhamid Han'ın onlara:
Siz yine ekmeği 30 paraya satmaya devam edin.
Sattığınız her ekmek için istediğiniz 10 parayı
ben vereceğim.
Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam
yapılırsa, bunu bütün zaruri ihtiyaçların
pahalılaşması gibi bir hareket kovalar ki, halkımız
bundan büyük ızdırap çeker" diyerek, halkını gerçek
manada düşünen bir devlet adamlığı örneği
sergilediğini. . .(141)
İbret
Mevlevilerin piri Mevlana Hazretleri'nin vefat tarihi olan ve
'İbret" kelimesinin ebcet değerine tekabül eden Hicri 672
tarihinin; "İbret, İbret" diye iki defa
tekrarının 672+672=1344(Hicri)/ 1925(Miladi) tekkelerin
kapatıldığı Miladi 1925 " tarihine tekabül ederek
enteresan bir tarih cilvesi oluşturduğunu. . .(142)
Yavuz Çocuk
Yavuz Sultan Selim'in asıl isminin "Selim "
olmasına karşılık çocuk iken çok hareketli yerinde
durmayan, cevval bir yapıya sahip oluşundan dolayı kendisine
"Yavuz" lakabının takıldığını. . .
Bu çelik çavak çocuğun idman yaparken kafesten uçurulan
güvercinleri, çift elle fırlattığı hançerlerle havada
vurduğunu. . .(143)
Sultanlık Stajı
Osmanlı Şehzadelerinin küçük yaşlardan
itibaren, ileride devleti yönetebilecek şekilde çok ciddi bir eğitime
tabi tutulduklarını ve buluğ çağına gelince de (yani
günümüz nesillerinin sokakta çember çevirdikleri bir yaşta) bir nevi
"sultanlık stajı" anlamına gelen önemli vilayetlerin
başına Sancakbeyi olarak tayin edilip devlet idaresini tatbiki
şekilde öğrenmelerinin sağlandığını . . .
Böylece ilerisi için onlar devleti tanırken, devletin de
onları tanıma fırsatı bulduğunu. . .(144)
Türklerin Korkutan Hatıraları
Çarlık Rusyası'nın Balkanlar'ı
Osmanlı'dan koparmak gayesi ile Balkan milletlerine gizliden gizliye silah
dağıtıp, bir yandan da fitne tohumları ekerek
ayaklandırmaya çalıştığını...
Bu iş için vazifelendirilen Rus generali Çirnayev'in 1877
yılında Bulgaristan'dan Çar'a gönderdiği gizli raporda "Buralarda
hiç yoktan ordular meydana getirdim. Bu askerleri ölüme sevkediyorum. Fakat bu
insanları sendeleten bir engel var Türklerin yaşayan
hatıraları! Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan korkuyorlar.
Yalnız Türkleri değil, onların tarihlerini de yenmek lazım.
Onlarda herhalde bir sihirbaz zekası var. Bir değil
birkaç istila bile, onların iliklerine işleyen gizli üstünlüklerini
yıkmaya bence kafi gelmeyecektir" diye yazarak oldukça ibretli bir
itirafta bulunduğunu...(145)
Kervansaraylar
Osmanlıların, yaptıkları her işte
Allah'ın rızasını gözetme düşüncesinin bir eseri
olarak, yolcuların istifade etmeleri için, o zamanın
şartlarına göre bir günlük yolculuk mesafesi olan 50_60 kilometre
aralıklarla kervansaraylar inşa ettiklerini...
Bu kervansaraylarda ırk, din, millet ayrımı
gözetmeksizin herkesin misafir kabul edilip üç gün müddetle ücretsiz yedirilip,
içirilip hayvanlarına bakıldığını . .-.
Yolcuların istirahattan sonra, sabah mehteran
eşliğinde uğurlandığını ve uğurlama
esnasında kervansaray vazifelilerinin "Ey ümmeti Muhammed!
Canınız, malınız tamam mıdır?" diye nida
etmesi üzerine yolcuların da: "Cümlesi tamamdır, Cenabı
Hakk, hayrat sahibine rahmet eyleye diye karşılık vererek dualarla
yolcu edildiklerini...(146)
Yedi Ben
Yavuz Sultan Selim Han'ın doğumundan az bir zaman
önce babası ll. Bayezid'in sarayına gelen bir dervişin:
Bugün bu hanedandan bir erkek çocuk dünyaya gelecektir ve
babasının yerine geçecektir. Vücudunda yedi ben bulunacaktır ve
onların miktarınca alişan beylere galebe edecektir diyerek ortadan
kaybolduğunu.
Hakikaten de Yavuz Sultan Selim'in altı yıl gibi
kısa süren hükümdarlık döneminde yedi tane devleti yeryüzü
haritasından sildiğini. . .(147)
Bir Siyaset Dahisinin Ölümü
Devrinin en buhranlı döneminde devraldığı
Osmanlı Devleti'ni 33 yıl süreyle dahice politikalar takip ederek
yöneten Ulu Hakan Abdülhamid Han a .kıblesi batıya ayarlı yerli
aydınlarca birçok iftiralar atılıp batılı
ağzıyla "kızıl sultan" denmesine karşılık
dönemin İngiltere Hariciye Nazırı Sir Edvvard Grey'in Sultan
Abdülhamid'in vefatını öğrendiği zaman:
"Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü
ile diplomasi mesleği artık şevkini kaybetti"
dediğini...(148)
Cihad Nişanları
Kafkasya istiklal mücadelesinin efsanevi dava adamı
Şeyh Şamil'in, bu mukaddes cihatda ölümü göze alarak büyük
fedakarlıklar gösteren gazilerine hatıra olarak, hilal şeklinde
ve üzerinde Arapça olarak :
"Kılıç Cennet'in anahtarıdır.",
"Sonunu düşünen cesur olmaz" "Yiğide Cennet yeri
açıktır" ve "Ecel gelmedikçe ölüm olmaz" yazan
nişanlar hediye ederek taltif ettiğini...(149)
Halkın Sağduyusuna Güven(!)
27 Mayıs ihtilalinden sonra Cemal Gürsel
Paşa'nın, Anayasa komisyonu başkanı 0rd.Prof
Sıddık Sami 0nar'a: "Cumhurbaşkanı 'nın tek
dereceli ve halk tarafından seçilmesini temin edecek bir anayasa
yapılsın" diye mesaj göndermesi üzerine Sıddık Sami
Onar'ın:
"Laikliği pekiştirecek tadilatı.
yapalım, ama bu seçim usulünü getirecek olursak halk ya Said Nursi'yi
seçer, yahut da onu destekleyen profesörü..." diye cevap vererek halka ne
kadar güvendiklerini(!) gösterdiklerini...(150)
Yavuz Sultan Selim'de Kulluk Şuuru
Makedonya kralı Büyük İskender'in,
Mısır'ı işgal ettiği zaman kendisinin Yunanlılar
için haşa ilah kabul edilen Jüpiter yıldızından
geldiğini iddia ederek, uluhiyet davasında Firavun'u taklit
ettiğini . Buna mukabil Yavuz Sultan Selim'in, Mısır
tahtına nail olduğu zaman :
Mülk, Allah'ındır. şayet benim veya başka
bir kimsenin yeryüzünde parmak ucu kadar toprağı olsa bu Allah'la
ortaklık değil midir?" diyerek kulluk şuuruyla secde-i
şükre kapandığını. . .(151) . . .
Gazneli Mahmüd'da Mana Buüdu
İ'la-yı Kelimetullah için durup dinlenmeden arka
arkaya yaptığı seferler ile tevhidin bayrağını
Hindistan içlerine kadar ulaştırarak tarihin kaydettiği ender
komutanlardan biri olan Gazneli Mahmud'un, maddenin fatihi olduğu kadar
mananın da fatihi olduğunu... .
Her gece üzerindeki padişahlık elbisesini
çıkartıp eski bir elbise giyerek sabaha kadar kulluk şuuruyla
Rabbine yalvarıp yakardığını ve kendini daima kusurlu
görüp ;
Ben ne emreden sultan, ne büyük bir fatihim, Bu dergaha yüz
süren, zavallı bir fakirim.
Elimden, amelimden hiçbirşey hasıl olmaz Ancak
Sen'in lütuf elin, inşaallah olur yarim." diyerek Yüce Mevla'dan
mağfiret dilendiğini... (152)
Nurdan Zülmete
Batılı sömürgeci ülkeler tarafından
vatanımızın dört bir yandan kuşatılarak Türk
milletinin kaderinin tayininin söz konusu olduğu İstiklal
Savaşı'nın o kan kokulu günlerinde :
Her çehre bize yabancı
Bari Sen bir parça acı
Süründürme altın tacı
Bize yardım et Ya Rabbi!..." diyerek Kabe'ye yönelip
Rabbine yalvaran şair Kemaleddin Kamu'nun, savaş sonrası
Cumhuriyet döneminde ise:
"Ne örümcek ne yosun
Ne mucize ne füsun
Kabe Arab'ın olsun
Bize Çankaya yeter..." diyebilecek kadar özünden
uzaklaşıp değerlerimizi yitirerek tefessüh ettiğini. .
.(153)
Toprağın Bereketi Artar"
Bir yazarımızın askerlik yaptığı
yıllarda Gaziantep'de bir köylünün tarlasında tank manevrası
yapmak zorunda kalıp daha sonra tarla sahibinden özür dilediğini ve o
Anadolu köylüsünün bütün samimiyetiyle :
Ayıp ettin yeğen... Devletin tankının tarlamızı
çiğnemesi bizim için şereftir. Toprağımızın
bereketi artar diye cevap verdiğini (154)
Dilim Bu Özelliğni Kaybetmesin ! "
Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden rahmetli Zübeyr
Gündüzalp'in tam bir dava şuuru ve sadakati içinde: Kardeşim ben hasta
olduğum ve Üstad'ı kimseye anlatamadığım zamanlarda,
odamdaki eşyalara Üstad'ı anlatırım. Ta ki dilim bu
özelliğini, bu kabiliyetini kaybetmesin." diyerek eşsiz bir
bağlılık örneği gösterdiğini...(.155)
Neuzü Billah
Timur'un, Nasreddin Hoca'yı huzuruna
çağırıp onunla sohbet ederken bir ara:
"Abbasi halifelerinin isimlerinin sonunda 'Allah'
lafzı da var. Kimine el-Mu'tasım Billah, kimine, el-Mütevekkil
Alellah ve kimine de el-Kaim Biemrillah deniliyor. Bu lakaplar bizim için de
adet olsa acaba bana ne isim yaraşırdı diye sorması üzerine
Nasreddin Hoca'nın büyük bir pervasızlık ve
hazırcevaplılıkla:
Neuzü-Billah!(Allah 'a sığınırız)
lakabı yakışır."diye cevap verdiğini...(156)
Milli Şahlanışın Ruhuna Tükürmek
Kendi yaşadığı dönemde de kız
öğrencilerin başörtüsü takmaları yüzünden üniversitelere
alınmaması üzerine, merhum Necip Fazıl Kısakürek'in bu
haksızlığa:
Bir kız öğrenciyi, başını
örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek İstiklal
Savaşı başlarında ve Maraş'ta düşmanlar
tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan
milli şahlanışın ruhuna tükürmektir" diye yazarak
kalemini kılıç gibi kullandığını...(157)
84' lük Bedbaht
Çıkardığı dergileri kapatıp,
kendisini hapishane hapishane dolaştıran bir iktidarın en üst
makamındaki bir şahıs için, Necip Fazıl merhumun:
"Bundan üç çeyrek asır önce Tophane'de talebeyken
zabitleri görsün de iyi not versinler diye seccadesini koridora atıp namaz
kılan çeyrek asır önce de başbakanına, gazetelere tamim
edilmek üzere: 'Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktır' emrini dikte ettiren
seksendörtlük bedbaht" dediğini. . .(158)
Diyojen ve İnsanın Kıymeti
Yunan-Pers savaşları sonunda esir edilen Pers
(İran) askerlerinin Atina meydanında satılığa
çıkarılması üzerine, esirlerin üzerindeki göz
kamaştırıcı elbiselerin bir çırpıda
satılmasına karşılık, esirlere alıcı
çıkmaması üzerine, orada bulunan Diyojen 'in düşünceli
düşünceli :
"İnsan ne garip mahluk! Arızi meziyetler
üzerinden sökülüp atılınca kendisi on para etmiyor"
dediğini (159)
Hamid ve Hamit
Latin harflerinin kabulüyle birlikte isminin "Hamit
" diye yazılmasına müthiş tepki gösteren şair Abdülhak
Hamid'in:
"Ömrümün sonunda ismimin sonuna bir de' it'
taktılar" dediğini. . .(160)
Cahız'da İlim Aşkı
Büyük alim Cahız'ın (vefatı 255/868) ilim
aşkıyla yanıp tutuştuğunu kitap satın alıp
okumaya para yetiştiremediği için, kitapçı
dükkanlarını kiralayıp, gece üzerinden kilitleterek sabaha kadar
kitap okuyarak ilmini geliştirmeye
çalıştığını.. . (161)
Batılıların Gerçek Yüzü
Aşırı beslenme sonucu her yıl binlerce
insanın hastalanıp tedavi gördüğü batı ülkelerinden biri
olan Almanya'da, Stern dergisinin okuyucuları arasında
yaptığı bir araştırmada sorduğu: Devletinizin
hangi giderlerinin azaltılmasını istersiniz? sorusuna.
Almanların % 68'lik bir çoğunluğunun:Üçüncü dünya ülkelerine
yapılan yardımların cevabını verdiğini... Yine
dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre' de yapılan
bir referandumda sorulan:"Üçüncü dünya ülkelerine
yapılan seksen milyon dolarlık bir yardım
yapılmasını onaylıyor musunuz?" sorusuna
İsviçrelilerin % 56'sının "Hayır diye cevap vererek ne
kadar insan sevgisi ile dopdolu( ! ) olduklarını gösterdiklerini. .
.(162)
Bayezid Cem Kardeşler
Fatih Sultan Mehmed Han'ın aniden vefat etmesi üzerine,
Osmanlı tahtına oturan II. Bayezid'in
hükümdarlığını kabullenemeyerek isyan
bayrağını açan kardeşi Cem Sultan'ın, ağabeyine :
"Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan Ben kül
döşenem külhan-r mihnette sebeb ne?
diye sitem dolu bir beyit yazması üzerine, Ağabeyi
Sultan II Bayezid'in de:
"Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet
Takdire rıza virmiyesün böyle sebeb ne?
Haccül-Harameynüm diye ben davi kılursun Bu
saltanat-ı dünyeviye bunca taleb ne? " diye hikmetli bir cevap
verdiğini...(163)
Ufuk Farkı
1877'de İstanbul'a gelen Avusturya-Macaristan büyükelçisi
Viktor Graf Dubsky'nin önce Bab-ı Ali'deki hükümet erkanı ile
görüşüp ardından da Sultan II. Abdülhamid ile görüştüğünü
ve bu görüşmelerden sonra Abdülhamid Han hakkındaki
düşüncelerini :
Hayret verici birşey ama doğruydu. Devlet
erkanı sadece kısa mesafede ileri görebiliyordu Geniş zaviyeli
bir ihata kabiliyetleri yoktu. Abdülhamidin ise aksine fazla ihata
niteliği vardı. Bu zıtlık telafi edilemezdi. Edilemeyince
de devlet idaresinde başlayan aksaklıklar ileride daha vahim sonuçlar
verecekti. Biz bunları iyi kullanmalıydık" diye
hatıralarında yazdığını... (164)
Osmanlı' da Fikir Hürriyeti
Osmanlı medreselerinde öğretimini tamamladıktan
sonra icazetini yani diplomasını alan yeni müderrislerin,
hocalarının elini öptükten sonra isterlerse biraz evvel saygıda
kusur etmedikleri hocalarının düşüncelerinden farklı
fikirleri müdafaa edebildiklerini. . .
Onları bu eğitim ve fikir hürriyetinden mahrum
edebilecek hiçbir makamın olmadığını.. (165)
Dinden Bahsetmenin Yasak Olduğu Devir
1945 yılında Matbuat Umum Müdür Muavini
İzzettin Nişbay'ın dönemin gazetelerinde tek tük dini
muhtevalı yazılar görülmesi üzerine İstanbul gazetelerine:
"Gazetelerinizin son günlerdeki neşriyatı
arasında dinden bahseden bazı yazı mütalaa ima ve temsillere
rastlanılmaktadır Bundan sonra din mevzuu üzerindeki gerek tarihi,
gerek temsili ve gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, fıkra
ve tefrikanın neşrinden kaçınılması ve
başlanmış olan bu gibi tefrikaların en geç on gün içinde
nihayetlendirilmesi... diye yazılı tamim
yolladığını...(166)
İbni Cevzi nin Vasiyeti
Büyük alim İbni Cevzi'nin, tedris, telif ve fetva ile
dolu dolu yaşadığı ömrünün tek anını bile
boşa geçirmeyip, bazısı yirmi cildi bulan 340'dan fazla eser
vererek, kitap yazmadık hiçbir ilim dalı
bırakmadığını - ve yazmış olduğu
eserlerinin toplamı ömrünün günlerine bölündüğünde bir güne dört
defter(forma)düştüğünü...
İbni Cevzi'nin, bu ilimlerle içli dışlı
geçen ömrü boyunca, bıraktığı birbirinden kıymetli
eserleri yazarken kullandığı kalemlerin yontulmasından
ortaya çıkan talaşları biriktirip, bu talaşların
vefatında gasıl suyunun ısıtılmasında
kullanılmasını vasiyet ettiğini .
Bu büyük alimin vefatında vasiyeti yerine getirilerek
biriktirdiği talaşların gasıl suyunu ısıtmaya
kafi geldiğini...(167)
Yunus Nadi' nin Kulakları
Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi'nin ortak
olduğu bir şirketin, Müdafaa-i Milliye'ye çürük eğer ve
koşum takımları satması üzerine Millet Meclisi'nde
hakkında soruşturma açıldığını, fakat Yunus
Nadi'nin birçok eşikleri öpmekle bin bela bu işten yakasını
kurtarabildiğini...
Bu devleti dolandırma hadisesi üzerine Reis-i Cumhur
Mustafa Kemal'in kendisini çağırarak:
"Yunus Nadi Bey, hangi Yahudi şirketini tetkik
etsek.
kulakların o şirketin arkasında görünüyor. Sen,
Cumhuriyet gazetesini çıkaracak şahsiyet değilsin. Yarından
itibaren gazeteyi çıkarmayacaksın. Aksi takdirde seni toprak
altı ederim " dediğini...(168)
Osmanlı Devleti ile Ticaret Yapmanın
İmtiyazı
Osmanlı Devleti'nin, kurmuş olduğu
muhteşem devlet sistemini, tekke-medrese-kışla
sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup, doğruluk
ve adalet üzerine cihana ışık saçtığını . .
.
Osmanlı tesirinin dört bir yanda hissedildiği bu
günlerin birinde Hollanda Ticaret Odası'nda bir karar alınırken,
oyların eşit çıkması halinde, ticaret odası
başkanının karar verebilmek için:
"İçinizde Türklerle alış veriş eden
var mı?" diye sorduğunu ve herhangi birinden "evet"
cevabı alınca da onun oyunu iki oy yerine kabul edip kararı
neticelendirdiğini...(169)Biliyor muydunuz.?
Mazi ile Alakasını Kesenler
Hamdullah Suphi Tanrıöver'in tek parti hükümetinin Maarif
Vekilliği'ni yaptığı yıllarda, yabancı bir heyete
Süleymaniye Camii'ni gezdirdikten sonra misafirlerin Kanuni Sultan Süleyman
'ın türbesini ziyaret etmek istediklerini...
. Memleketteki bütün türbeler 30.11.1925 tarih ve 677
sayılı kanunla kapatıldığı için, Hamdullah
Suphi'nin bu yabancı misafirlere kaçamak cevaplar verdiğini, fakat
sonunda: "Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik. Onun
için türbeleri kapattık" diyerek gerçeği açıklamak zorunda
kaldığını... Misafirlerin "Ciddi mi
söylüyorsunuz?" diye hayretler içinde kalıp, ardından da oldukça
ibretli bir şekilde:
Tarihi olmayan milletler tarih huzurunda esatir ve efsane
" , uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin ise büyük bir tarihiniz
var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl
kapatıyorsunuz?" diyerek Hamdullah Suphi'yi yerin dibine
batırdıklarını. . . (170)
İlim Uğruna
Büyük alim İbn-i Teymiye'nin(1263/1328), kitap okumaya
başlamadan önce beline kadar uzayan örgülü saçlarını duvardaki
bir çiviye asıp öyle kitap okumaya başladığını...
Uykusu gelip de başı önüne düştüğünde
çiviye asılı saçlarının canını yakarak kendisinin
uyumasına engel olduğunu...
Bu ilim aşıkının, böyle azimli
çalışmaları neticesinde vefat ettiğinde ardında bin
kadar muazzam eser bıraktığını...1171)
Beyaz Adamın Afrika'ya Yardımı
Ünlü İtalyan film yönetmeni Marco Ferrari'nin
"İşiniz İş Beyazlar" isimli filmiyle ilgili büyük
yankılar uyandıran bir röportajında :
"Avrupalıların Afrika'ya
başlattıkları yardım seferberliği şeytanca bir
tuzaktır ve bu yardım sömürgecilikten daha tehlikelidir. Bizim siyah
kıtada artık yapabileceğimiz birşey yok. Çabuk terkedelim
orayı ! Artık beyazların iktidarının sonu
gelmiştir.
Bizler ihtiyarların yoksulların Paris'te,
Roma'da,Londra da zenci muamelesi gördüğü bir medeniyetin için de
yaşarken, nasıl olurda Afrikalılara yardim etme iddiasında
bulunabiliriz. Bugün, Afrikalı insanlara Yardım adı altında
köpekler için hazırlanmış konserveler gönderilmektedir.
Bizim medeniyetimizin ne olduğu görülüp bilinirken, tutup
da yardımseverlikten bahsetmesi için insanın yüzsüz olması
gerekir. Asıl yardıma muhtaç olanlar bizleriz" diyerek gayet
ibretli bir şekilde batı medeniyetinin gerçek yüzünü gözler önüne
serdiğini..(172)
"Ya Rab! Beni Ameliyat Masasından
Kaldırma"
Osmanlı Devleti'nin yıkılmaya yüz tuttuğu
talihsiz bir döneminde 35. Osmanlı padişahı olarak tahta geçen
Sultan Mehmed Reşad'ın ( 1 844- 1918) mesanesindeki bir
rahatsızlıktan dolayı ameliyat olacağı zaman,
kıbleye yönelip ellerini Ulu Dergah'a açarak:
Ya . Rab! Milletimin ve memleketimin bütün
mukadderatını hayırlara tahvil et! Eğer memleketim ve
milletim için zararlı olacaksam beni bu ameliyat masasından
kaldırma!" diyerek bütün samimiyetiyle Rabbine münacatta bulunduğunu.
. .(173)
Picasso ve İslam
İslam dininin pek çok hikmete mebni olarak resme cevaz
vermemesi neticesinde, Osmanlı'da daha çok hat sanatı, tezhib gibi,
bugün dünyanın nofigüratif dediği sanatların
geliştiğini . . .
Avrupa ressamlarına bizim hat sanatı örneklerimiz
gösterildiğinde, İspanyolların son büyük ressamı Pablo
Picasso'nun(1881-1973):
Varmayı düşündüğüm hedefe Müslümanlar beş
yüz sene önce ulaşmış" diyerek
hayranlığını ifade ettiğini. . .(174) Biliyor
muydunuz?
Bediüzzaman ve Resim Yasağının Hikmeti
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bir akşam üzeri
İstanbul'un Sirkeci mevkiinde dolaşırken birdenbire bir gayr-i
müslimin ona yaklaşıp elini tutarak:
Dininizde resim niçin haramdır?" diye sorması
üzerine Üstad Bediüzzaman,ın :
İnsan, Allah'ın sikkesidir. Padişah ve
kralların sikkelerinin taklidine kanuni yasak olduğu gibi,
Allah'ın da sikkesini taklide şeri cevaz yoktur" diye veciz bir
cevap verdiğini ve gayr-i müslimin de cevaptan çok memnun kalarak
"bravo ! " deyip Bediüzzaman Hazretleri'nin elini sıktığını...(175)
Kıyas
Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman
( 1495- 1566) döneminde Sivas vilayetimizin bütçesinin 2 0 milyon altın
olduğunu . . .
Buna karşılık yine aynı dönemde Fransa
Birleşik Krallığı'nın bütçesinin 4 milyon altın
ve Birleşik İngiltere Krallığı'nın bütçesinin de
3,5 milyon altın olduğunu...(176)
Kitap Okumadan Geçen İki Gece
Onuncu yüzyılın büyük alimlerinden Endülüslü
İbn-i Rüşd ün ömrü boyunca kitap okumadan geçen sadece iki gecesinin'
bulunduğunu...Bunlardan birinin evlendiği, diğerinin de
babasının vefat ettiği gece olduğunu. . .(177)
Veli Sultan
Yavuz Sultan Selim Han Gazi'nin, İslamiyet'i tek bir
bayrak altında toplamak gayesi ile çıkmış olduğu
Mısır seferi sırasında, daha önceleri Cengiz ve Timur'un
geçemeyip yüz geri döndükleri korkunç Tih çölünü mucizevi bir şekilde onüç
günde geçtiğini. . .
Bu geçiş esnasında askerinin önünde yaya vaziyette
mütevazı bir şekilde iki büklüm olarak yürüyen Koca Yavuz"a
vezirlerin: Hünkarım atınıza binseniz" demelerine
karşılık, Büyük Sultan'ın gözyaşları
içinde:Nasıl binerim... Görmüyor musunuz? Resulullah Efendimiz (sav)
önümüzde bize yol gösteriyor" diyerek velayetinin ayan beyan ortaya
çıktığını...(178)
Osmanlı 'ya İhanetin Cezası
Meşhur Mısırlı İslam alimi Muhammed
el-Gazali'nin, Mescid-i Aksa'nın işgalinin 25.yılı münasebetiyle
Kahire'de verdiği bir konferansta :
"Şu bir hakikat ki, Müslümanlar, Osmanlı
hilafet devletine hıyanet ettiler. İngilizler, bir milyona yakın
Mısırlıyı Osmanlı hilafet devletini parçalamak için
aldılar ve Müslüman Türklere karşı onları kullandılar
ve Türkler perişan oldu.
Türkleri, ihanet
eden Araplar perişan etti ve biz bu yaptığımız
hıyanet ve ihanetin cezasını Filistin ve Mescid-i Aksa
topraklarının İngilizlerin eline geçmesiyle çok pahalı
ödedik, Filistin ve Kudüs elimizden çıktı" diyerek çok acı bir
itirafta bulunduğunu ! (179)