OSMAN YÜKSEL
SERDENGEÇTİ (Rh.a)
Osman yüksel Serdengeçti
(rh.a) 1917. Yılında Antalya- Akseki de dogdo. Bu ilçenin en eski ve
en büyük ailelerinden birine mensup olub Müftü hacı Salim Efendinin oglu
dur. Eski Diyanet işleri başkanlarından, Ahmed Hamdi Akseki nin
yegeni dir. Osman yüksel, ilk okulu akseki de, orta ve lise yi Antalya da
bitirdikten sonra, 1940. Yılında Dil Tarih cografya fakültesi felsefe
şubesine girdi. Işte Osman yüksel serdengeçti yi bütün ülkenin
tanıdıgı yıllar 1940.lı yıllar olmuştur. **
Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.** Adlı mübarek sözü ömür boyunca
kendisine düstur edinen Osman yüksel; haksızlıga karşı,
dinsizlige karşı, komunizme, Masonizme ve her türlü yolsuzluga
karşı mücadelesini gün gelmiş canını ortaya koymuş, gün gelmiş
yazılarıyla, neşriyatıyla devam ettirmiştir.
Şeflik dönemi olarak cumhuriyet
tarihine geçen bir devirde devlet yönetiminde olanları, şöyle
sıralayabiliriz. Bu din düşmanları Milli şef denen İsmet inönü, Milli egitimde Hasan Ali
Yücel ve onların gönlünde yatan
Komunizm sevdasının
kara sevdalıları diecegimiz ömrü boyunca o
davalarını yürütenler... Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin
Ali, Niyazi Berkes, Ali Naili Boratav... işte bu kişiler Dil Tarih
Cografya fakültesinde Komunizmi gençlige aşılamaya çalışan
ögretim üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi nin, tek Parti saltanatının sürdürüldügü ve ve muhalefetin
olmadıgı yıllar, komunizm propagandası açık
serbest ve Devlet teşviki ile yürütülürken, Allah demek, Kuranı
Kerim, Din, İman ve mukaddesatla ilgili her şey yasak, Yolsuzluklara,
kötülüklere, dinsizliklere, saçma sapan yeniliklere, nursuzluk ve dönekliklere
karşı o yıllarda * bu düzen böyle gitmemeli * diyen, odinsizlere sekiz- on
arkadaşıyla bir olup yukarda adı geçen ögretim görevlilerine dur deme niteliginde bir şikayet name yazılıyor,
yazılan makamda Komunist ve onların büyük hayranı Hasan Ali yücel;
Milli egitim Bakanı, aynı onun gibi o denli dinsiz-ateist
zamanın Ankara valisi Nevzat Tandogan da komunist ideolojinin
savunucularından. Sorgulamalar neticesinde Şikayetnameyi üstlenen
sadece Osman Yüksel Serdengeçti kalıyor.suçlarıda; Türkçülük hareketine
öncülük etmek, talebeleri hocalarının aleyhine
kışkırtmak, Devlet büyüklerine hakaret etmek vs suçlardan, son
sınıfın, son günlerinde okuldan
uzaklaştırılıyor. Osman Yüksel Serdengeçti, Milli egitim
bakanı Hasan Ali Yücele şöyle bir dilekçe yazıyor.
** Yüksek vekaletin alçak
vekiline/ ANKARA
Ben, 3. Mayıs 1944
hadiselerine öncülük yapmak, gençligi kışkırtıp tahrik
etmek suçuyla, Dil tarih cografya fakuktesinin felsefe şubesinin son
sınıfının son noktasından bir telefon emrinizle
atılan ben OsmanYüksel... İstanbula sürülüp, örfi idare
komutanlıgının emrine teslim edildikten, tabutluklara
tıkılıp, zincirlere vurulduktan sonra suçsuz oldugum
anlaşılmıştır. Kader beni yine sizin karşınıza
dikmiştir.
Hakkımı istiyoprum
efendi hakkımı !..
Senden bahşiş istemiyorum
!..
İmtihan
hakkımı ya verirsin, ya zorla alırım...
Beni tuttugum yoldan Yücel
degil, ecel gelse döndüremez !..
On kuruşluk Pul ve imza
Osman Yüksel.***
Osman Yüksel fakülteden
ihracı ve gelişen olayların hep kendisi aleyhine devam eden hadiselerin sonunda çok eziyet çekmiş
işkenceler içinde
kıvrandırılmış Bir şiirinde: LAVLAR SAÇAN BİR VOLKAN, NE
SUSMUŞ NE SÖNMÜŞÜM sözünü
hem yaşamış hemde o eziyet ve işkenceler neticesi,
davasına daha da azimle daha da sıkı
sarılmıştır. Sadece tabutluklarda yapılan
işkenceyi Osman Yükselin avukatı, Süleyman Arif Emre şöyle
anlatıyor: * Tabutluk ne demektir ? Bu işkence nasıl bir işkencedir ? Anlatılması
lazım. Bir duvarda ancak bir kişinin girebilecegi kadar bir oyuk var.
O dolap gibi oyuga insanı sokuyorlar.
Önüne hala bazı dükkanları gece kapatmakta çogu Anadolu
kasabalarında kullanıldıgı gibi, saç tan
yapılmış bir madeni perde kapak iniyor. İçerde ayakta
durabilecek kadar yer var. Kımıldamak mümkün degil, ama tepede iki
bin mıumluk bir ampul yakılıyor. Zamanla o ampulun
sıcaklıgı, insanı bayıltacak, çileden çıkartacak
kadar ısıtıyor. Beynini tahriş edecek kadar yakıyor.*
Evet bu işkence ve daha nicelerinin başlangıcı olan günlerde Osman Yüksel Serdengeçti soyadını, soyadı biliyor. Ve öyle tanınıyor. Gerçektende
Din, Mukaddesat ve Milliyet düşmanlarının üzerine tam bir
Serdengeçti cesaret ve gözü karalıgıyla gidiyordu. Kendine göre
söylenmesi lazım gelen her sözü fütursuzca söylüyor, Savcılık,
mahkeme ve iktidarlar ne düşünür ne yaparlarsa vız geliyordu. Bu
tutum ve davranışlarıyüzünden hapishane mekanı oldu. SERDENGEÇTİ
mecmuası 40. Senede ancak 33. Defa basılabilmiştir. Serdengeçti
mecmuasının ilk
basıldıgı günlerde
ülkenin kısaca hali ne durumdaydı..? Kısaca Hekimoglu
İsmail in şahitlidiyle gözden geçirelim. ** Yıl 1947.
Kuranı Kerim basmak ve satmak yasaktı. Vakıf malları
Yahudilere, Ermenilere ve Rumlara satılmıştı. Çünkü Müslümanlar VAKIF MALI ALINAMAZ-
inancını biliyorlardı. Camilerin kimisi
yıkılmış, bazı camiler kiraya verilmiş, başka
amaçlarda kullanılıyorlardı. Her memurun eşi ve
kızı açık gezmek mecburiyetinde
idi. Çünkü
onlar halkın önderleri olarak biliniyorlardı. Heybeli ada da Papaz mektebi varken bir tek İslami
egitim ve ögretim veren okul yoktu.
-
19.Mayıs törenlerine katılmayan kızlar
okullarından uzaklaştırılırdı.
-
Okullarda dini ögretim yasak oldugu gibi, Allah isminin yerine
Tabiat kanunu , Fransızların naturalizmi milli felsefe haline
getirilmişti.
-
Şehir kulüplerinde içki içilir, kumar oynanır
gelmeyen memur mimlenirdi.
-
Selam verenin selamı alınmaz, Ögle den evvel
günaydın, Ögleden sonra tünaydın denirdi.
-
Kahvelerin, meyhanelerin, genelevlerinin sayısı
artarken, fabrikaların ve tezgahların sayısı
artmıyordu. Çıplak kadın resimleriyle, fuhuşla, içkiyle,
kumarla medeni olunacagı zannolunuyordu.
-
Her memur o beldenin en zengini idi. Maaşını
kaybetmek istemeyen her vazifeyi seve seve yapıyordu.Bu vazife camiileri
yıkmakta olsa !..
-
Ahırlarda, ormanlarda İslamdan birazcık
birşeyleri ögrenenler, bir sürü hurafe ile hoca lık yapıyorlardı.
-
Hasan Ali Yücel gibi Mevlevi ve hafız olanlar,
Komunistleri korumak zorunda kalmışlardı. Çünkü er geç Türkiye
nin Rusya ya peyk olacagı kabul ediliyordu. Milliyetçi olup sibiryaya
sürülmektense, Komunist olup yuvasında kalmaya çalışanların
sayısı hiç te az degildi.
-
Allah demenin yasak oldugu bir devirde4, SERDENGEÇTİ
Allah demişti... Anlatılır: Vakti zamanında birisinin
kapısı çalınmış, içerdeki ev sahibi; Kim o ? diye
bagırmış. Kapıdaki adam, Allah diyenlerden biri diye cevap
verince, hemen ev sahibi kapıya çıkmış, gelen adamın
elini öpüp buyur demiş. Misafir hayretle: Bu ne iltifat, kaldıki tanışmıyoruzda... Ev
sahibiufka dogru dönmüş,
avazı çıktıgı kadar
bagırmış:*ALLAH DİYEN YOKMU GELSİN AYAGINI
ÖPECEGİZ.*
Evet SERDENGEÇTİ
mecmuası 27. Nisan.1947.de birinci baskısı
yapıldıgında yukarda geçen hal ve durumları göz önüne
getiriyordu. Serdengeçti Osman Yüksel o beter günlerde olanlardan korkmadan,
yigitçe ben varım diyordu...
Mesela o günlerde 150. Haneli
köyde Arapça ezan okundugunu duysalar, hemen köyü basar, okuyanın
kuranını yere atarlar, Hocayı da sakalından sürükleyip
götürürlerdi. Nereye niçin gittigini kimse bilmezdi. Soran olursa o soran kimse de kabolurdu !.. Belediye
zabıta memurları polis kadar selahiyetli idi. Kadınların
başlarından başörtüsünü, ehramını,
çarşafını alıp ömrü boyunca saçının bir telini
göstermeyen kadını yol ortasında başı açık ( O
günkü kadınların tabiriyle) çırılçıplak bırakıverirlerdi.
O gün bir kadının entariyle sokakta kalması
çırılçıplak demekti. İşte o günlerde 27.
Nisan.1947.de 22. Yaşında bir genç SERDENGEÇTİ dergisini
çıkartarak ALLAH demişti. Allah denilen tekkelerin
kapatılılıp, Meyhanelerin açıldıgı bir devirde,
bagıra bagıra, açıkça ALLAH demişti. Bu derginin her
kelimesi manalı idi. *** Allaha,
Millete, Vatana koşanların dergisi...*** demek Allaha, vatana,
millete koşmayanlara cephe almıştı. Dergide diger bir punto
da şöyle yazıyordu: *Hakka tapar, Hakkı tutar.* Hakka degil
başkalarına tapanlar vardı. Mustafa kemale Tanrı ve
Peygamber deyip, ona mevlid yazanlara karşı hakka
taptıgını ilan etmek büyük bir cesaretti. Osman Yüksek uzun bir şiirininbir
bölümünde şöyle sesleniyordu:
KULA KUL OLMAK İÇİN
ATILMADIK MEYDANA BİZ.
YALNIZ HAKİKATA, HAKKA SECDE EDERİZ...
Bu derginin Türk ten,
Yürkçülükten çok bahsetmesi yadırganmamalı, çünkü o devirde zaten
İslamiyeti ögrenmek mümkün degildi. * Ne mutlu Türküm diyene* sözüyle
Türkçülük milli bir felsefe haline gekmiş hatta Dinin yerine oturtulmak istenmişti. Osman Yüksel yine derginin
1.sayısında şöyle
diyordu: Bizim milliyetçiligimiz, bol harcırah, hususi vagon, yüksek makam
milliyetçiligi degildir. Hakka tapan, Halkı tutan
yalınkılıç bir milliyetçiliktir. Dolayısıyla burada
ırkçılık yok, müslüman ırkların hepsini bir millet
kabul edip ve onlar için mücadele vardır.
Serdengeçtinin üçüncü
sayısında: Kötü niyetler, şer kuvvetler, Allaha, millete ,
vatana koşanların yolları üzerine dikilmiş bulunuyor.
Onların yüzlerine huzurunuzda tükürüyorum diyen Osman Yüksel sonunda
şu şekilde haykırıyordu: Bu dava, Ayı ya dayı
demeyen adamın davasıdır... Okumuş oldugu Dil Tarih
Cografya fakültesinin içinde işlenen pislikleri, rezaletleri, fuhuşu,
kumarı, esrarı bilmeyen, halka fakültesinin iç yüzünü açıklayan
Osman Yüksel şu hususlarla bize ulaşıyordu: Ey Millet duyun sizi
yarın idare edecek olanlaer bunlardır. Çünkü o okullardan
çıkanlarya Lise ögretmeni oluyor yada her hangi bir egitim kurumunda
etkili göreve getiriliyordu. 1948.de beşinci sayıda Osman Yüksel
şöyle sesleniyordu: * Bu adamlar
bizden ne istiyor ? Zindanlara atıyorlar, tabutluklarda zincirlere
vuruyorlar, kanunsuz şekilde dergimizi toplattırıyorlar.
Mektuplarımı açıyorlar, hangi devirde yaşıyoruz ?..*
Tabii bu sorular cevapsız kalacaktı. İmansızlar saltanatı
adlı makalesinde soruyordu:
Hamdullah Suphi Tanrıövere soruyoruz, Türk ocagımı, ekalliyet
(azınlıklar.yahudi,hıristiyan vs.) ocagımı ? Türkiye kızıl alevler içinde
haberiniz olsun diyordu...
1949.Yılında
7.sayıda bir makalesinde düşüncelerini şöyle aktarıyordu:
** Mabutları ceplerinde, mabudeleri yataklarında...** Bu konuda osman
Yükselin birde kitabı vardır
adı MABEDSİZ
ŞEHİR. O zamanlar
Ankarada Dikmenden Ulusa kadar Cebeci den Çiftlik e kadar olan alana
YENİŞEHİR diye
isimlendirmişlerdi. Burada Cami,
Kilise, Havra yoktu ve de olmayacaktı. 1940.lı yıllarda İmansız
gençlik yetiştirmek, Mabedsiz şehir yapmakla övünen yüksek düzeyde
devlet adamları vardı. Şükürler olsunki o emellerine
kavuşamadılar...
Osman Yüksel Serdengeçti ancak hapishaneden dışarı
çıktıgında dergiyi bastırabiliyordu. Oda parası olunca
! ömrü boyuncada parasının olmamasından şikayetçi
olmamıştı. Onun hep hapishane köşelerinde eziyet, işkence içinde
olmasını arzu etmeyenler
nasihat ediyorlardı. Ayıya dayı diyeceksin. Suya sabuna
dokunmayacaksın. Etliye sütlüye karışmayacaksın aksi halde
kelleni koparırlar. Ama düşünmüyorlardıki; zaten serdengeçti
demek, başından vazgeçmiş demektir.Yani dava ugruna başını koymuş insan. SERDENGEÇTİ
mecmuasının 8.sayısında14.kara kuvvetten bahsedliyor
bunlar: * Bilgisizlik, Aşagılık duygusu,
Başkacılık, Tembellik, Nemelazımcılık,
Gözyumuculuk, Damgacılık, Bencillik, Sencillik, Pislik, Yiyicilik,
İçicilik, ve Şehvet, yani
Zina bu haller degil Müslümanları, Avrupalıları bile berbat eder
deniliyordu.* 9.Sayısında ise:*
Çanakkaleyi geçemeyen kuvvet başka kanallardan kolayca geçmesini
bildi. Siyasi münasebetlerden evvel gelişen Cinsi münasebetler makalesiyle
Kültür emperyalizmini anlatıyordu.*
Mecmuanın 13.sayısında: * sizlerle 6.aydır
konuşmadık. Askerdik, vatana ait vazifemiz henüz bitmiş degil n
borçlarımızı henüz ödeyemedik. Asıl büyük vazife MUKADDES
CİHAD şimdi başlıyor ve mücadelesini şöylece
özetliyordu: Allah, Millet, Vatan yolunda yürürken sayısız mahrumiyet
ve mahkumiyetlere ugradık. Bunlar malum. Bunları tabii
karşıladık. Tabii karşılıyoruz. Elbette böyle
şeyler olacaktı, olacaktır. Bizler serdengeçtiler YORGANDA DA
ÖLÜM, URGAN DA DA demiş
insanlarız.** diye yazıyordu. Osman Yükselin 1952.de yazmış
oldugu bir şiir:
ÇIK NERDESİN ZUHUR ET, BİZ SENİ BEKLİYORUZ.
YIILLARDIR YOLLARINDA YORGUN EMEKLİYORUZ.
MUSA OL, HAKKA YÜKSEL, TECELLİ ET TE TURA.
ZULMET YIKILSIN, GİTSİN CİHAN GARK OLSUN NURA...
17.sayıda bu şiirin kapakta SAİDİ NURSİ
hazretlerinin resmiyle beraber yayınlanması üzerine dava
açılır ve sorarlar... Neden Saidi Nursiye Hazret dedin ? ve uzun uzun
mahkemeler, işkenceler... 1952.de 19-20. Sayısında Türk
basını şöyle vasfediliyor: ** İşte Türk
basını ! Basın degil hasım... Müslüman Türk milletinin
hasmı. Bir taraftan Yahudi Hofer ilancılık şirketine
agzını açmış, diger taraftan iktidara: Para para para ve
başka bir makalede, Yaşasın demokrasi, beş mahkeme,
agır ceza, hafif ceza, Askeri mahkeme, Asgari mahkeme, toplu basın,
Dagınık basın, ve demokrasi bize hasım !.. Türk
matbuatı denen şu paçavralara bakın. Demokrat geçinen şu
seviyesizlere bakın. Şu müsamahasızlara, Şu inkılap
yobazlarına bakın, Kimi Demokrat
Partili, kimi Cumhuriyet Halk Partili, Kimi besleme, Fakat hepsi top
yekün Din ve Mukaddesat düşmanı, bunları muhatap etmek bizce
tenezzül meselesi. Onun için topuna
birden yuh çekiyoruz... ** Osman Yüksel Serdengeçti nin cezaevleri için
söyledikleri ise manidar (anlam yüklü)
Parasız otele girmekte istical ediyorlar (erteliyorlar, geriye
bırakıyorlar) Benim için merak edilecek bir şey yok
burasını evim kadar tanıyorum. 1940.Yılından beri kötü
niyetlere, şer kuvvetlere karşı amansız bir mücadele
açmış bulunuyoruzç 15.yılı aşan bin bir facia ile dolu
mücadele hayatımızda, türlü mahkumiyet ve mahrumiyetlere
ugradık. Üniversitelerdenmi kovulmadık, kollarımızda
kelepçeler şehirlerden şehirlere mi sürülmedik ? Tabutluklara mı
atılmadık ? Zincirlere mi vurulmadık ? Çarmıhlara mı gerilmedik ?
Divanı harp lere mi verilmedik ? Tehditler, tahditler, tevkifler, türlü
iftiralar, isnatlar, tezvirler, hangi
birinden bahsedelim ? Bütün bunlara ragmensinmedik, yılmadık,
ölmedik. Çünkü O na inanıyoruz. Hiç ölmeyene, Hiç solmayana, eşi
naziri olmayana gönül verdik. Mücadeleye , er meydanına
yalınkılıç atılanların, SERDENGEÇTİLER kafilesine
yeni katılanların pervasızlıgı , İmanı,
Heyecanı, zindeligi var içimizde. Kim ne derse desin. Önümüze hangi engel çıkarsa çıksın bu
ateş, bu ateş sönmeyecek. Bu dava, bu dava ölmeyecek,
SERDENGEÇTİ yolundan dönmeyecektir...**
Osman Yüksel Serdengeçti nin birde
şairlik tarafı vardır. Biraz da onun şiirlerini
tanıyalım kısaca. Bir şiirinde:
Koskoca bir alem göçmüş yıkılmış.
Türbelerin camilerin yakılmış.
Meydanlara kara putlar dikilmiş.
Buhara
der Semerkant der aglarım.
Nerde
benim Oral Altay daglarım...
Bir başka şiirinde:
Ferman çıkar
dalkılıçlar takınır.
Meydanlarda Rabba dua okunur.
Gölgemizden bütün cihan sakınır.
Andırırdık
coşkun akan selleri
Biz
neyledik o koskoca elleri...
Kosova lar Plevne ler
bizsizdir.
Yosun tutmuş camilerim
ıssızdır.
Boynu bükük Minareler
öksüzdür.
Açmaz
olmuş kızanlıgın gülleri.
Biz
neyledik o koskoca elleri...
Bir başka şiiri
ise: AYASOFYA:
Gönüllerden kubbelere
Kubbelerden gönüllere.
Gürül gürül akan Kuran
sesleri.
Kuran sesleri dindirilmiş.
Müslümanlar sindirilmiş.
Allah Muhammed, Huefai Raşidiyn,
İsimleri kubbelerden
yerlere indirilmiş.
Elleri kurusun, dilleri kurusun.
Ayasofya ! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim ?
Seni çırılçıplak soyan kim..?
Ayasofya,
Ey muhteşem mabed,
Gel etme, Bizi terketme !..
Bizler Fatihin
torunları, yakında putları devirip,
Yine seni CAMİYE çevirecegiz...
OSMAN YÜKSEL: Bir başka şiirinde şöyle haykırıyor:
Bankalar mabed oldu, daktilo sesi dua.
Adet oldu hırsızlık, dalkavukluk ve riya.
Yapmayanlar düz yolda kalıverirler yaya !..
Vallahi bilmem amma bu millet iflah etmez.
Ey meclisi mebusan bu kervan böyle gitmez...
ASRİ AİLE ŞİİRİ:
Otuz yıldır gezerim Muhiti adım adım,
Her inkılap devrinde bir terakki aradım.
Yazıkki rastlamadım çok gayret ettimsede,
Bizdeki asriligi görmedim hiç kimsede.
Ne ahbaplık hissi var, ne hak ne hukuk tanır.
Ne kimseden sıkılır, ne Allahtan
utanır.
Erkek adı Donkişot, Kadında yok ar haya,
Namus,
Dinden bahseden kalır burada yaya.
Asri ler işte böyle yarı
Türk, yarı Frenk !
Kadınları çaçaron,
kozmopolitan erkek.
Bunlardan gelen nesil Vatan,
Millet tanırmı ?
Müslümanlık kaygusu,
Türk lük duygusu varmı ..?
Asriligin
manası edep, irfan demektir.
Bizdekine
gelince düpedüz b.. yemektir...
OSMAN
YÜKSEL İN ÖZLEDİGİ ALEM:
*** Bir alem özlüyorum;
Asrı saadet gibi ebedi faziletlerin kavi İmanların, temiz
vicdanların hüküm sürdügü bir alem !.. Bu alemin sakinleri, kelimenin tam
hakkı ve hakiki manasıyla insan olsun ! İçleri huzur,
dışları nur ile dolsun !.. Geceden başka karanlık, gök
gürlemesinden başka gürültü görmesinler, duymasınlar...
Bir alem özlüyorum ki; Orada kadınlar dıştan
kızarmasın, boyanmasınlar. Yüzlerine bakınca
kızlık ve gerçek kadınlıgın kendine has o güzel edepli
utancıyla içten kızarsınlar. Kadın sokakta yırtık
yırtık dolaşmasın, erkeklerle dalaşmasın. Özledigim alemde kadın, sözde
inkılapçıların, sokakta kafeslemek için kafes arkasından
kurtardıkları kadın, hayvani ihtirasların dindirildigi bir
zevk aleti haline getirilmesin. Dairelerde kadın, zani
bakışların, şehevi akışların istilasına
ugramasın. Kadın evinin dairesinden çıkmasın.
Yuvasının ışıgı, evinin aşıgı olsun.
CENNET ANALARIN
AYAKLARI ALTINDADIR . Sözünün sırrına erişsin; ana olsun !...
Bir alem özlüyorumki; Orada
erkeklerevinden başka hane bilmesin. Aileyi bir gaile,
çocuklarını çekilmez bir dert gibi görmesin., bu hale getirmesin. EVLAT
KOKUSU CENNET KOKUSUDUR. Hadisi ile
duygulansın. Içi cennet, dışı cennet olsun.; cinnet
olmasın. Erkek kendi karısından başka kadın,
kadın kendi kocasından başka erkek tanımasın,
sevmesin. Ailenin reisi olan erkek; ayarlı, kararlı, kavi, metin,
vakarlı ve çalışkan olsun. Yuvanın kurucusu kadın;
temiz, cefakar, vefakar, sabırlı, saygılı , sevimli olsun.
Bir alem özlüyorumki; Orda gençler, orda delikanlılar deli denizler
gibi dalgalanıp coşanlar, Mukaddes bir davanın
ardında,peşinde koşanlar
olsunlar. Alemlerin Rabbına inansınlar. Küçük dalgaları, dalga
geçmeyi, kaldırım sevdasını bıraksınlar. İman
cephelerinin sesi susturulmuş, gençlik korkunç bir boşluga
atılmış !.. Kimi kahvelerde zamanı öldürüyor, kimi
hayatı rakı şişesinde görüyor, meyhanelerde
varlıgını kadeh kadeh içip, kendinden geçip, tükeniyor. Kimi
sinema ve Tiyatroya düşkün !.. Kiminin aklı ayakta, ayak
takımında yer almış. Heyecanı, kanaatı bir topun
arkasında yuvarlanıyor, bir aga takılıyor... Böyle
gençlik yok benim özledigim alemde !.. Bet beniz sararmış, gözlerinin
altı morarmış, sarsak, çarpık, titrek, başlamadan
bitmiş, bitmeden tükenmiş gençler... Agızları rakı,
ayakları ter, donları pislik kokan gençler... Böyle gençler yok bizim
alemimizde !..
Öyle biralem özlüyorumki; Bu
alemde analar KOCAKARI- babalar, MORUK, çocuklar, ZAMANE, olmasınlar.
Nesiller birbirini tanısın, anlasın, sevsin ve
saysınlar...Memurlar, amirler asliyetlerini maaşı
aslilerine göre ayarlamasınlar. Hiç kimse aslını saklamasın.
Bir santim yükselmek için bir metre egilen başlar, baş olmaktan
çıksın. Baş, yerini
ayaga terk etmesin. Söz ayaga düşmesin. Dalkavukluga, riyaya,
putlaştırmaya giden bütün yollarkapansın. İsdimlerden,
resimlerden, şekillerden el hazer (sakın,sakınınız)...
Özledigim alem,
işte böyle bir alem !..
Öyle bir alem istiyorumki; Orada
adalet, orada demokrasi, Hazreti ömer de tecelli ettigi gibi etsin. Kanunlar az
fakat öz olsun. Yabacı memleketlerden roman terceme edilir gibi edilmesin.
Yabancı ve yalancı yollardan gidilmesin.Halkın dininden,
Halkın vicdanından, Halkın içinden çıksın. Kanunlar
hak nizamına uygun olsun. Mahkemelerden Bu gün git yarın
gel levhası kalksın !..
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada serveti hiç kimse, hiç bir vesile ile
şerre alet etmesin, edemesin. Paraya ve paralıya tanınan sonsuz
imtiyaz kaldırılsın. Herkes alnının terini, elinin
emegini yesin. Sefaat ve sefalet yanyana yürümesin. Kimse mala mülke ebedi
imiş gibi sarılmasın. Onun Allahın bir nimeti oldugunu
bilsin, emaneti bu yolda sarfetsin...
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada insanlar fani olduklarını
bilsinler. Yolcular gibi olsunlar. Her türlü kötü ihtirasını bıraksınlar. Mal sahibi mülk
sahibi/ Hani bunun ilk sahibi hakikatını anlasınlar. Her
şeyin ilkini ve sonunu
düşünsünler...
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada maarif, orada mektepler, terbiye ve
telkin müessseleri olarak cemiyete insan yetiştirsinler. Diplomalı,
vesikalı cahiller degil !.. Hocalar gerçek mürşit olsunlar. Beşikten mezara kadar
ilim,ilim senin kaybolmuş malındırt, bana bir kelime ögretenin
kırk yıl kölesi olurum. Sözlerinin kudsiyetini takdir etsinler...
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada sudan, ayrandanbaşka bir şey
içilmesin, kafa çekilmesin esrar çekilmesin, bıçak çekikmesin. Nutuk
çekilmesin...
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada neşriyat. Matbuat, kitap, hitap
hakka, hakikata uygun olsun. Fertler degil, dertler konuşsun,
yazılanlar, neşredilenler milletin alın yazısı, yürek
sızısı olsun ! Agızlar ceplere baglı olmasın. Cepler
açılınca açılmasın ! * HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN
DLSİZ ŞEYTANDIR.* Hadisinin yükü altında kimse kalmasın. Yazanlar,
basanlar, yazanlar şeytan degil, insan olsunlar. Kâr hırsı,
politika hırsıyla hareket etmesinler.Aşagılık
duyguları gıcıklayıp, mideleri
karıştırmasınlar. Hakka, halka dayansınlar. Baldır-bacak
ticareti yapmasınlar, İki yüzlü paraya tapmasınlar. Ruha ve
kalbe hitap etsinler...
Öyle bir alem özlüyorumki; Orada
insanlar topraktan ayrılmasınlar, küçük ,temiz, mütevazi evlerde
barınsınlar. Beton ve çelik kesafetinden, Bina ve zina
medeniyetinden kurtulsunlar. Yiyecekleri sade, , giyecekleri sade olsun.
Teferruat, merasim ve cali (uydurma) hareketlerle insan tabiatını
bozmasınlar. Her şey
kendiliginden gelsin. her şey
kendiliginden olsun...
Öyle bir alem özlüyorumki; O
alemde milletler, devletler gökteki yıldızlar gibi kendi
mahreklerinde seyretsinler.
Çatışmasın, çarpışmasın,
dögüşmesinler. Ayry ayrı milletler, renk renk ırklar,
tıpkı güneşin ziya ları gibi, bir mihver, bir aşk, bir
hakikat etrafında, Halikın (yaratanın) etrafında
kendilerinden geçercesine dönsünler...(Nevton çarkı gibi) Renkler,
ırklar, milletler kaynaşsın. Devletler anlaşsınlar.
Bir Allah, bir alem ve bütün insanlar... Büyük ahenk, büyük din, büyük nizam
!.. ÖZLEDİGİM
ALEM BUDUR...
Boynu yularlı, cebi dolarlıların korkulu rüyası olan
Osman Yüksel, 1965.yılında Adalet Partisinden milletvekili
seçilmiş, hayatı boyunca yalan ve riyadan uzak
yaşamış, dogruluk ugruna burnunun dogrultusunda yürümüş,
Osman Yüksel çagırıldıgı protokollerden çogu zaman birer
bahane bularak hep uzak kalmaya çalışmış, çogu zaman meclis
kapsından kravatı
olmadıgı ve dogru dürüst elbise giymedigi gerekçesiyle Polis hatta
hizmetliler tarafından geri çevirilmiş ama o giyimini
degiştirmemiş ve ben yalınayak, kravatsız çileli
insanların vekiliyim diye lükse kaçan her şeyi reddetmiştir. Antalya
milletvekili olduktan sonra neden kravat takmadıgını soran Süleyman Demirel e:
Ben, boynu yularlı, cebi dolarlı insanlardan degilimde ondan *
diye cevap vermiştir. Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı Osman
Yükseli, Masonlar Partiden ihraç etmişlerdir. Büyük çilelerin insanı
olan Osman Yüksel SERDENGEÇTİ gerçekten Serdengeçti olarak
yaşadı. Hekimoglu İsmail
diyorki: * İnanılması güç ama bizim gibi pek çok Müslüman, o
çeşmeden zemzem içti, dinsizlik aleminden bu dini hayata geçti. Çıkarmış
oldugu SERDENGEÇTİ dergisi gençligin gayeden, meseleden, dinden haberdear
olmasına yaradı. Bunun için Osman Yükseli ne kadar Rahmetle ansak
azdır. Ey Alemlerin Rabbi Osman Yükseli Nur içinde yatır. Makamı
Cennet olsun. Çünkü o samimi MÜSLÜMANDI...* Osman Yüksel Serdengeçti (Rh.a) 10.kasım.1983.günü, Hüseyin
Üzmez in dedigi gibi hiç sevmedigi birisinin öldügü günde Ruhunu teslim etti.
Prof. Ayhan Songar Diyorki:
* O bir Hak
aşıgıydı, onunla konuşmak için yürek isterdi insanda.
Allah gani gani Rahmet eylesin.vefatından önce dünya daki tek mülkü olan
evinide Türk Edebiyatı Vakfı
na bagışlamıştı.*
Hasan Aksay onun için:* Fikir
ve inançlara uygulanan gümrük, bir çok sahada
ekmek karnesinden daha agır şartlar taşırdı.
İşte SERDENGEÇTİ bu şartlar içerisinde indifa eden bir
yanardagdı. Ve Anadoluda bir çok
yürek onun ateşiyle ısınıyordu.- lüks otellere
alışırsam hapishane zor gelir- diyen Osman Yüksel Serdengeçtiye
Allah Rahmet eylesin.* diyor.
Abdurrahman Dilipak ise: *
Osman Yüksel. İki İsmet ten çok çektigini söylüyordu. Birisi
karısı İSMET ti.
Ötekisi, İsmet İnönü. Biri hürriyetini, digeri zürriyetini yok
etmişti. O öyle diyordu. Ama sevecen bir insandı. Eşine baglı, dost ve
arkadaş canlısı biri idiçocugu olmamıştı. Eşinin
adı da İsmetti. Hürriyetini yok eden İsmet İnönü ile uzun
bir hesaplaşması vardır. * diyor.
Sadık Albayrak onun için. * O hayatı boyunca verdigi tüm çaba
ve gayretlerde temenni mahiyetinde
olmayıp gerçekleşmesini istedigi iki şey vardı. Ya MAHPUS
veya MEBUS olmak. O her ikisine de nail oldu. Amma mahpuslukları
mebuslugundan fazla sürdü.* diyor.
O zamanki rejimin bütün işi, Osman Yüksel Serdengeçti ne Necip Fazıl Kısakürek le
ugraşmaktı diyen, Süleyman Arif Emre devamla;
Bir davadan dolayı idamla yargılanıyordu. Beraat
ettirdim. Ben teşekkür beklerken Osman yüksel bana: Git lan sende
avukatmısın ? cezaevinde 11.
Ay yattım. Atom bombası gibi kızıştım, bomba gibi
bir konuşma hazırladım salon da hınca hınç dolu. Tam
konuşacagım sıra sen ........ gibi çıkarcasına ortaya
çık ! Efendim usül hakkında
itirazım var; bizimkini dışarı çıkarında... Bütün
hevesim kursagımda kaldı. Seni vekaletten azledecegim dedi.* Diyor.
Ahmet Kabaklı ise onun
hakkında şöyle diyor:* 10.Kasım.1983. günü kaybettigimiz Osman
Yüksel Serdengeçti, Ülkemizin fikir, kültür, sanat ve siyaset hayatından
İman ve heyecanla geçmiştir.
Bu inanmış Aksekili, ortadaki kalantorluguda, soldaki çig ve
cahil züppeligide, sagcı gibi görünen temkin ve riyayıda isyan
pençeleriyle dagıtmıştır.Şimdi asıl sevdigi
Allahın katında İnşaallah cennet huzurunda gark
olasıdır. Nice nice gaileler hakdan geldi, hakka gider.*
Mehmed Said Çekmegil: * O
zamanlar bizde gençtik Osman dan tomar tomar mektuplar alırdık.
Dergisine yazılarda göndermiştik. Heyecanlı bir dönemdi o
zamanlar. O da Necip Fazıl gibi davası ugrunda çok çile
çekmişti. Ne diyelim Bizler Allaha aitiz ve ona dönücüleriz.* diyor.
Bediüzzaman Saidi Nursi
(Rh.a) Osman Yüksel Serdengeçtiye:
*Emirdagda iken
mecmuasını getirdiler. Allah ve Din yolunda herşeyimden vaz
geçtim, şimdi bu yola koydum demişsin. Aferin, Aferin, Maşallah,
maşallah, daha çok gençsin. Bir oglum olsaydı; Adını
SERDENGEÇTİ kordum .*
Buyurmuşlardı.
Osman Yüksel Serdengeçti
yazmakla bitmez. Osman Yükselin hayatını okuyan kişinin hayata
bakışı müsbet yönde degişir. Osman Yüksel bir
Kahramanlık ve cesaret sembolüdür benim için. Hayatın,
yaşantının her şey demek olmadıgını, bir iki
tatlı söz ya da bir kaç kuruş para için yüzlerce takla atmak yada
makam, mevki, rütbe gibi geçici şeylerin o kadar da mühim
olmadıgını, Osman Yükselin elinin tersiyle ittigini görüyoruz.
Ama Allah sevgisi Rasul sevgisi, Din, Mukaddesat denildimi ha işte orada
durmak lazım ve Osman Yüksel kemndine özgi damgasını
vuruyor.Allah (cc) ondan ve onun gibi Allaha, Rasulüne baglı kalanlardan
razı olsun. Nur içinde yatsın. Allahın Rahmeti üzerine olsun.
Yarabbi bizleride o nurlu yolun Ehli sünnet yolundan ayırma ve
Sıratı müstakim çizgisinde ayaklarımızı sabit kıl
ya Rabbi Amin...Sermed.