NECİP FAZIL
KISAKÜREK (RH.A)
Necip Fazıl: Kendi
ifadesiyle Çemberlitaşta, Sultanahmedde dogru inen sokaklardan birinde ,
kocaman bir konakta, 26.Mayıs.1904.yılında dogmuş,
Babası Fazıl bey, Dedesi istanbul cinayet mahkemesi reisligi
yapmış, Sultan ikinci Abdulhamid hana atılan bomba
hadisesinin tarihi mahkemesini
yapmış, Maraş lı Kısakürek zade Hilmi efendi. Büyük
annesi; Eski haleb valisi, Hariciye müsteşarı ve Zaptiye
nazırı (içişleri bakanı) Salim paşa nın
kızı Zafer hanım. Annesinden kısaca bahsedişi Akdeniz
kıyılarında İstanbula hicret etmiş bir ailenin
kızı. Anne annesini anlatırken de, kullandıgı ifade şöyle: Burnunun ucuna kadar kapalı, Bütün ömrünce Allahı,
Rasulünü ve emirlerini anıp aglamaktan başka işi olmayan ve dört
yanı hep ahiret kardeşleriyle çevrili yaşayan dul ve ümmi Anne
annem...
Necip Fazıl
yaşadıgı çocukluk hayatında zamanın en
varlıklı ailesinin bir üyesi olarak hep el üzerinde
tutulmuştur.Bunda Büyük babasının etkisi çok fazladır. Ilk
ve orta ögrenimini amerikan ve fransız kolejlerinde tamamlayan Necip
Fazıl daha sonra Heybeliada numune(saglık koleji) mektebini
bitirdikten sonra, Bahriye (denizcilik) mektebine birinci dünya savaşının sonlarında talebe
oldugunu anlatırkende o zamanın
ütopyasına (hayaline) göre harp kazanıldıktan sonra bize geçecek
olan Fransız donanmasının
zırhlılarında vazife görmege ve preslerin ellerinden
öpmege namzet (aday) zabitler (subaylar) yetiştirildigimiz, bu
şartlara göre seçilip alındıgımız, herkes saman ekmegi yerken, nefis sofralara
oturdugumuz, Müzikle yemek yedigimiz, Saraylara mahsus muaşeret edepleri içinde yoguruldugumuz, böyleyken
disiplinlerin en yakıcısı ile kavruldugumuz, Memleketin en
namlı hocalarına malik bulundugumuz ve tatile üç ayda bir
çıktıgımız, Bahriye (denizcilik okulu) mektebi.
Şairligim işte orada başladı. Hocalarım Tarihte: Yahya
Kemal Beyatlı, Edebiyatta: Hamdullah Suphi Tanrıöver, Felsefede:
İbrahim Aşki ve Din dersleri
hocamız Akskili Ahmet Hamdi efendiydi. Demokrat Parti döneminde
Diyanet işleri reisliginde bulunan ve makamıyla vicdanı
arasındaki muhasebe neticesinde
kalbi çatlayıp ölen Ahmed Hamdi Aksekili...Diyanet işleri
reisliginde oldukça sık temasta bulundugum merhum, talebesine o zaman
biçtigi kıymeti Allahın gerçekleştirmiş oldugunu söylerdi,
diyor.
Devam ettigi, Bahriye mektebi
(askeri deniz lisesi) O zamana kadar üç yıl iken, Necip Fazıl diploma
beklerken dört yıla çıkan süreyi hazmedemez ve Bahriye mektebini
bitirmeden ayrılır. Bahriye mektebinden çıkınca birden bire
kendimi sokaklarda elvan elvan, biçim biçim, İngiliz, fransız,italyan
askerleri, gittikçe açılan tango çarşaflı kadınlar,
İstanbulun içine birer fuhuş şeytanı halinde düşen
Ruslar, nereye gideceklerini ve ne yapacaklarını bilmeyen
şaşırmış beyaz sarıklı hocalar, yere egik
astıragan zabit kalpakları ve fes ler; Hummasız ve meselesiz
kafalar üzerinde kırmızı fes ler...Hiçlige dogru ugul ugul akan
bir cemiyet içinde buldum elveda Bahriye mektebi...
1921.lerde ben
17.yaşlarındayım ve Bahriye mektebinde oldugu gibi Darulfünuna (
Üniversiteye) kayıt yaptırmış en küçük talebeyim.
Şiirlerim devamlı yayınlanmakta. Arkadaşım ise Hasan Ali Yücel. İlk şiirlerimi ona
okuyorum ve o bayılıyor. Kadroda Ahmet Haşim, Fevzi Lütfi, Yakup
Kadri, Yahya Kemal, Halide edip, Refik Halid, Ahmed Refik, Köprülüzade Fuad ve benzerleri var işte o zamanki
ne yazdıgından habersiz farkında olmayan bir Necip Fazıl ve
bir şiiri:
Bir benligi bir secde ye versen,
Vermek yine benden, yine
benden...
O zamanlardan başka bir
şiirim:
Sevgilime kul oldum. Vücut ruha ag gibi.
Güzelligi seçeli. Bir dügümlü bag gibi.
Varlıkta yoksul oldum.
Muhabbet menba gibi.
Benligimden geçeli. Kevserinden içeli...
Yine o zamanların yazar
kadrosundaZiya Gökalp devşirmeleri: yusuf ziya, Orhan Seyfi, Faruk Nafiz,
gibi şairler ve birde Nazım Hikmet. Ahmet kutsi tecer ve ahmetHamdi
Tanpınar üniversitede arkadaşlarım. Peyami Safa da içlerinde. Bunlar o zamanların
dost çemberi Necip Fazıl etrafında ama nereye kadar ? Necip
Fazılın ifadesi şöyle: Türkiyenin en büyük şairi
bilinirken, Müslümanlıktan başka gaye tanımayışım
meydana çıkınca benden teker teker el çeken bunlar...
Ben Cumhuriyetin ilk yıllarında Maarif vekaletinin (Milli
egitim bakanlıgı) Lise ve Üniversite mezunlarından, avrupa
Üniversitelerine gönderilmek üzere imtihan açıldı. imtihana girdim ve
galiba en iyi derecelerden biriyle
kazandım. Diye o günleri anlatan Necip Fazıl yanında
Şeyhulislam Hayri efendinin oglu, Suat Hayri Ürgüplü, Kainatın
efendisine felsefeci diyen Cemil Sena, Burhan Toprak, Namdar Rahmi gibi
tiplerle ilk Cumhuriyet talebeleri olarak Fransaya gönderilir. Ve
Paris te geçirdigi talebelik günlerine fazla yer vermez. Bu hususta tamamiyle
Dinden habersiz ya da Dinle fazla ilişkisi olmayan
arkadaşlarının etkisi
olmuştur. Rahmetli Necip
Fazıl Paris hayatını bir cümle ile izah eder... Kâbus
şehrindeki hayatımı anlatmaya hicabım ve İslami edebim
manidir.* Der. Paris sorbone üniversitesi Felsefe bölümünde okuyan Necip
Fazıl, türkiye ye dönüşünde
Anadolunun güney illerinde ve
bilahare çok degişik vilayetlerde
1928.den 1934.e kadar en son İş Bankası nın Banka
müfettişligi, Banka muhasebe müdürlügü görevlerinde bulunmuştur.
1934.Yılında ankara
ya yerleşen ve Banka müfettişligi görevini yürüten Necip Fazıl
önce bir Fransız okulunda, daha sonra Robert koejinde, bilahare güzel
sanatlar akademisinde, ankara devlet konservatuarında, ankara
üniversitesi, Dil Tarih Cografya fakültesinde ögretim görevlisi olarak bulunan,
Necip Fazıl İşte ne olduysa, 1934. Yılının sonu
ve 1935.Yıllarında; Benim irşad edicim ve kurtarıcım
diye ifade ettigi ABDULHAKİM ARVASİ hazretlerini tanır.
İşte ne olduysa ondan sonra olur. Onu tanıyana kadar sadece
küçücük bir şiir klitabı olan (1932. Ben ve ötesi) Necip Fazıl,
Abdulhakim Arvasi hazretlerini tanıdıktan sonraYüzlerce esere imza
atmış bir fikir adamı oldugunu söyler. Ve o zamana kadar
geçmiş olan ömrünü degerlendirişini, sevgisinihürmetini,
saygıyı ve bir Tasavvuf adamına bir muttaki Müslümana, ilim
adamına baglılıgı Necip Fazılın kaleminden
okuyalım:
*** Benim efendim. Benim
efendim. Benim güzellerin güzeli efendim: Vaktiyle Keşke bu kadar zeki
olmasaydın- Buyurdugun adamın beynini, zerre zerre kıskaca
alıp atom gibi çatlattikları bu hengamede, eminimki her dem
beraberimde, her an baş ucumdasın.
Kaç milyon baba ve kaç milyon anne senin milyonda birin eder... sen
benim böyle bir şeyimsin. !.. Babamla anneme Allahın bana
tattırdıgı varlık şevkine vesile oldukları için
baglıysam, sanada bu ölçünün ebedi hayat mikyasıyla perçinliyim...
düşünsünler farkı. Yirmi dokuz yıl degil, iki bin dokuz yüz
yıl degil sayılar boyunca devirler geçse, üzerinden zaman geçmeyecek
velilerdensin sen, Ruhun gibi kalbinde mahfuz. Benim güzel efendim baş
ucumdasını biliyorum, ama ben ne yapayım ki, dünya zindanı
içinde ayrıca beş hassemin zindanında kapalıyım. Hayatta
biricik gayem, yaşarken ölümü delmek ve öteye geçmek gayesinin; O
anahtarın kapıyı açmak üzere senin elinden aldıgım
gayenin, henüz anahtar hangi elle tutulur ve nereye yerleştirilir ?
hakikatından bile uzak bir müflisiyim. Hakikatta müflis, sadakatte müflis,
gayrette müflis, herşeyde müflis... Bendeki sadece dagdan geçerken,
tepesinde çadır kuran, şimşekleri arkadaşlarına
anlatmaya yeltenici sümüklü bir mahalle çocugu agzı; O kadar... ama bu
kapıya beni köpek diye yazan, bu gemiye paspas diye alan sen, kabul etmezmisinki
O kapının köpegi ve o
geminin paspası olmak
rütbesinin üstünde bu dünyada paye
yoktur. Kendimi fikirde, sanatta, şunda, bunda, dünyanın en büyük
adamı görmek, bildirmek isterdim; Tek, o kapının köpegine mahsus
derece belirsin diye... sana ve senden, Baglı oldugum o na devretmek
için... Aç bana kapıyı aç:
Allahtan izin iste ve ardına kadar aç !.. Ebediyyen köpegin olarak
kendi köpekligimden çıkayım ve insan olayım...
Benim efendim ! Çocuklugumda ve ilk gençligimde, masal gibi bir rüya
ikliminden topladıgım karanlık ve karışık
haberlerin, Apaydınlık ve dümdüz gerçegini bana sen verdin. Şimdi
bırakacakmısın beni ? Bir solucan gibi toprak üzerinde
sürünmeye...Bilipte cahil, anlayıpta unutkan, görüpte kör, duyupta
hissizkalmanın felaketine düşmeyeyim. Çarklar işlemekten
aşındı vadeler dolmaktan çatladı, akşam oluyor... Bir
mızrak boyu kaldı. Benimde
hayat güneşimin batmasına. Ne olursam, bu bir mızrak boyu zaman
içinde olacagım. Allahtan af istiyorum Allahın sevgilisinden ve bütün
silsileden teker teker suçlarımınbagışlanmasını
istiyorum... Benim avuçlarımdan süzülen
işte o kaynaktan aldıgım su dur...Ve bu suyun eger
bulanık bir tarafı varsa nefsime, Nurani özü de o na aittir... ***
diyen Necip Fazıl On yıllık emeginin bulundugu İş
bankasından istifa etmiş bir İstanbul gazetesinin birinci
sayfasında fıkra yazarlıgına başlamış. 1943
yılına kadar. Haftalık olarak AGAÇ dergisini çıkarmaya başlamış.
1936.yılında başlayan mücadelede agaç dergisi, .sı Ankara. 11.i İstanbulda olmak
üzere 17.sayı çıkarabilmiştir.Yine 1936. Yılında artık
yöneticilerin begenmedigi İstiklal marşı yerine
yarışmayla Akşam gazetesinde bir müsabaka yapılması
düşünülşmüş . Bunu yazsa yazsa Necip Fazıl yazar
demişler. Isteklerini Necip Fazıla iletmişler, müsabakayı
kaldırın demiş Necip Fazıl BÜYÜK DOGU marşını
yazmış. O marş ta geçen iki kıta şöyle:
Adet küçük, zaman çabuk, yol
uzun;
Nur yolu izinden git,
kılavuzun !..
O zamanlar diyor necip
Fazıl kimse bana bu kılavuz kimdir diye sormamıştı.
Sorsalardı Mücerret kılavuz... millet öncüsü diyecektim ve yalan
olmayacaktı...
Halbuki kılavuz benim
kılavyzum zaman ve mekan boyunca tek rehber... Kainatın efendisi
diyor. o zamanlar Büyük dogu marşını devlet reisinin
hastalıgı dolayısıyla ona gösterememişler. Bilahare
devlet reisi ölünce BÜYÜK DOGU marşı ismiyle beraber Necip
Fazıla kalıyor.
İşte nelerden neler doguyor dedigi büyük dogu dergisini çogunlukla haftalık,
bazı bazı aylık, bir müddet te günlük olarak 1. Eylül.1943.
Yılında çıkarmaya başlayan Necip Fazıl muhteva olarak
ilk zamanlar ilmi, fikri, edebi konuları içeren dergi daha sonra Siyasi
kimligini ön plana çıkardı. Necip Fazıl renkli ve zengin bir kadroyu etrafına
toplamayı da başarmakla birlikte dikkat çekici, vurucu yazıları
adıyla veya müstear isimlerle
kendisi yazdı. Yine 1943.te BÜYÜK DOGU fikir kulübü diye isim
koydugu, Büyük dogu cemiyetini kurdu. Ondan sonra çileli hayatı,
tutuklanmalar, hapisler, yargılanmalar, mahkumiyet dolu bir hayat
başlamış oldu.
Cumhuriyet halk Partisi ve
Milli şef denilen İsmet Paşa ya karşı siddetli
yazılarını, konferanslarını sürdürmesinin neticesinde
açılan yüzlerce davada yüzlerce yıl hapis istendi. Sık sık
Bakanlar kurulu kararlarıyla kapatılan ve çeşitli bahanelerle
toplatılan Büyük Dogu dergisinin çıkmadıgı günlerde günlük
fıkra ve çeşitli yazılarını, Son Posta, Babıalide
Sabah, Bugün, Milli Gazete, Tercüman, gazetelerinde yayımladı.
Büyük dogu da çıkan
yazılarında kendi imza sı dışında,
Adıdegmez, Mürid, Ahmed Abdulbaki, müstear isimlerini kullandı. Necip
Fazıl, Cinnet müstatili adlı eserinde Toptaşı cezaevi günlügünde
o günlerin iç burkuntularını şöyle dile getiriyor:* Sabahın
saat on u Hapishanenin önündeyim. Içinde unutulmuş insanların
hayalleri gezen bir Ortaçag kalesi. Yanımda zevcem...Ben, din
propagandası yapmaktan hapse atılıyorumya... Çilekeş
kadına sormak istiyorum: Söyle acaba içinden ŞU adamın
zevcesi olacagıma, bir bakkalın, bir kunduracının
karısı olsaydım. Gibi bir duygu geçiyormu ? Söyle, hiç bir günü öbürüne uymayan bu
belalı, bu netameli adam senden af dilemege muhtaçmı ? Fakat
çilekeş kadının asaletini biliyorum. O bütün hayatı
dalgalı bir ummanda ve Kaptan köprüsünde geçen kocasından, sahilde
sessiz bir balıkçı kulübesine mahsus bir yaşayış
istemez. Mazlum ve Mütevekkil kadıncagız çıkıp gittikten
sonra onun arkasından o kadar gözyaşı zaptettimki, onları
Toptaşı kasvet ocagının asırlık, şerha
şerha süngere dönmüş duvarlarına verseydim içemezdi,
yutamazdı. Alamazdı bu duvarlar. *
İbadetlerine getirilen engel hakkında ise Necip Fazıl
Şööle yazıyor: ** Önümde madeni bir sürahi süğrahiyi çalkaladım.
Acaba ne kadar su var diye. Sabaha
yetiştirememekten korkuyorum. Birdenbire, elindeki suyu günlerce idareye mecbur bir kaza zade haline
geldim. Niçinmi bana Paşakapısı
ceza evinde hususi bir oda verdiler ? Umumi avlu üzerinde basık bir
mahzenden geçip bir kat çıktıktan sonra tek bir oda küçük bir holle
geçilen gusul hanesi, abdesthanesi ve el yıkayacak yeri var... Fakat suyu yok. Müdür beyin sözüne göre borular tamir
ediliyormuş, yakında açılacakmış... altındaki
bodrum kapısınıda üstüme kapadılar. Kaldımmı
susuz ? .. ** Bir başka günlügünde ise şöyle yazıyor:
*** Bizi kolay kolay
anlayamıyacaklar, anlasalarda asırlardan beri muhtaç oldukları
şeyin de ne oldugunu anlarlar !.. Biz dördüncü buuttan bahs eden,
sekizinci rengi arayan delilerin muamelesine ugruyoruz, zira kolayına,
ucuzuna gitmiyoruz. Ne alemin en griftini ucuzlaştırmış
sözde müminler ne de onu alemin en büyük ucuzu diye gören yeni zaman
parakendicisi ibiş münkirler bizdendir. Soylu fikir adamı için bu
kainatın mutlaka izahı lazımdır. O da Allah... Allah, izah
edilemeyişinin tek izahıdır. Bu son izaha malik olmayansa
hayvandan aşagı... *** Necip Fazılın Hapishaneleri izah
edişi ise şöyle:
*Bizde hapishane, hiç bir suçun ızdırap ve intibah
(uyanıklık) yatagı degilher suçun tam teşekkül ve tekemmül
akademisidir. O bir yılan kuyudur ve bekçileri içine degil yalnız
kapagına hakimdir. Herkes, her nevi adamı, kuyunun kapagını
aralayıp buraya atarlar. Atılanın, ister tırtıl veya
solucan olsun... Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak, yahut
yılanlara gıda olacaktır.*
Necip Fazıl; Böylesi yerlerde ilki, 1943. Olmak
üzere, 1947.de Türklüge hakaret davasından, 1950.de Bir makalesinden
dolayı. 1951.de beşinci sefer
ve Ahmet Emin Yalman ın , Hüseyin Üzmez tarafından
vurulması neticesinde Malatya davası ve 1962. Sonuna kadardefalarca
tutuklanış ve mahkumiyet. Hatta bir defasında Atatürke
hakaretten dolayıumumi af çıkmasına ragmen, hapishanede Türkiye
çapında Necip Fazıl dan başka kimsenin kalmayışı
gibi olaylarda yaşanmıştır.İşte o zamanları
anlatan bir şiiri:
Somurtmuşki bıçak,
nara ki tokat.
Zift dolu gözlerde
karanlık kat kat.
Yalnız SECCADEMİN
yönünde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem.
Öp beni alnımdan sen öp SECCADEM...
*** Efendimden aldıgım nurla yepyeni bir gençlik yugurma
merakı, bende 1942.de başladı. Dava Anadolulu gençlerden, her
biri aşıyı taşıyıcı ve
bulaştırıcı bir aşk kadrosuna maya tutturabilmekti. Ceplerde
kaybedilen ve asırlardır dışarda aranılan güneşi
bulup çıkaracak, yerine oturtacak, her şeyi ilk saffet ve asliyet
vahidine irca edecek, hasis ferd kadrolarında eskitilmiş ve
pörsütülmüş mutlak hakikat ölçüsüyle, aklın hakkını
akla ve kalbin hakkını kalbe
verecek, tarih boyunca bütün hesaplaşmaları yerine getirecek bir
gençlik... Vecdiyle,estetigiyle,
Ahlakıyla, ideolojisiyle sımsıkı merkeze baglı,
solmayan renk ve geçmeyen anın, ezel kadar eski oldugu gibi, ebed kadar
yeni davanın gençligi, bu gençlik ilk çizgi üzerindeki on ları ve
sırasıyla yüz leri, binleri, on binleri ve yüz binleriyle bugün maya
tutmuş sayılabilir diyen Necip Fazıl, bu yurdun tam dört yüz
yıllık alçalma ve çürüme, alçaltılma ve çürütülme tarihinde,
devre devre gelen ve üst üstte binen tesirlerin, nihayet çocuk ninesini ve
büyük baba torununu tanımaz hale gelecek derecede ruhlarda açtıgı
yara, kendi kendine hiç bir istiklali olmayan ve temel gayenin, aslından
nokta feda etmeksizin yeni zaman ve mekana tatbikinden ibaret olan BÜYÜK DOGU
fikriyatı, işte bu gençlere mahsus bir kafa ve ruh planı olarak
örgüleştirilir.* Diye düşüncelerini ifade eden Necip Fazıl,
1949. Yılında ilk defa kurulan Büyük dogu cemiyeti ana
dayanaklarını gösterir mahiyette kaleme alınıp, İç
işleri bakanlıgına verilen şekliyle ana nizamname kamu
oyuna açıklanmıştır. İsmi, şekli, gaye ve
davası, vasıta ve usulü, vasfı, şartları,
teşkilat ve selahiyeti, büyük divan ve vazifeleri, umumi reislik ve
işlerligi, umumi idare heyeti, Merkez umumi heyeti, şubeler ve umumi
heyetleri, şubeler idare heyetleri, Umumi haysiyet ve inzibat meclisi
görev ve vazifeleri, muvakkat mümessillikler, iş ve faaliyetleri, prensip
ve sistemli çalışmaları, Plan ve programı, tarih ve
kuruluşu vermiş oldugumuz
sadece ana başlıklardır.
Bütün teferruatı ise RAOR.2.de sayfa.207.den itibaren okunabilir.*
Necip Fazıl ve Politika:
***Mebuslugu (milletvekilligi)
senatörlügü, bakanlıgı şu veya bu makamı hakkın bana
bahş ettigi bu günkü manevi makam yanında ancak küçülmek diye ele
aldıgımın bilinmesini diler ve böylece tam bir hasbilik
kürsüsünden haykırırımki; İslamı başına taç
diye giyebilecek ve o tacın altındaki görevi sadece tac a hizmetçi
bilecek ve 150. Yıllık sahte inkılaplar boyunca bu davanın
en ince ve üstün stratejisini sürdürecek Partiye talibim.*** diyen Necip
Fazıl üzerinde konuşmaya deger 4. Parti var diyor sene.1977.
Cumhuriyet Halk Partisi; Bu parti Türk milletini maddede kurtarıp, Ruh
ta batıran bir aksiyonun, 27.Yıl sahipligini elinde tuttuktan sonra
1960.ın arkasından, gençleşme ve yenileşme istikametinde
voronof aşısı olacak kominizmadan başka ilaç bulamamış
ve böylece Türk milletini eskisinden daha agır bir helake davetçi
olmuş, Felaket Partisi...
Adalet Partisi: 1960.darbesinin Türk milleti üzerindeki ızdırap
ve inkisarını (parçalanmasını) bedavadan devşirecek,
iç siyasette ferdi ve zümrevi (kapitalist)
dış siyasette de maddi ve manevi (Amerikanizm) tabiiliginden ibaret kalmış ve
türlü istismar oyunlarına kapı açmış, boşluk ve
fikirsizlik Partisi...
Milli Selamet Partisi: 150.Yıllık hasretimizi en yanlış
tutumları neticesinde şifasız bir inkisara
(parçalamak,kısalmak) ugratmıştır. Tek kelimeyle muazzez ve
Mukaddes İslam davasının
harcanması... Netice
bu olmuştur. Mümin bilmelidirki; gönül bagladıgı Milli Selamet
Partisi güdücüler kadrosuyla İslamı, eşya ve hadiselere
nakşedebilmek ehliyetinde degildir.(ve çok agır ifadeler...)
Milliyetçi Hareket Partisi: Doktrinci göründügü halde, dünya
görüşünü, sadece atak ve gözükara, fakat kanalize edilecek olursa son
derece vaitkar bir gençlige dayamaktan ileriye geçirememiş bir ocak... Bunca
hıyanet tipinin bir arada düşmanı olabilmen, riyazi bir
katiyetle ispat ederki, sen, sanıldıgın ve
tanındıgın gibi olmak, böyle bir sanılma ve
tanınmanın kıymetini
gerçekleştirmek borcundasın. Sanıldıgın ve
tanındıgın gibi ol... Allah seni düşmanlarınca
sanıldıgın ve tanındıgın üzere yetiştirirsin
... Allahsızın, vatansızın, namussuzun, yüreksizin,
başıboşun, devrimbazın,inmelinin, anarşistin,
komunistin gözünde ben buyum demekten üstün bir hürriyet ve hak tesbitin
olamaz.
Bize gelince: Bir röportaj münasebetiyle suallerini
cevaplandırdıgım gazetenin Ülkücü gençlige ve
dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisine
baglılıgını bilenler, beni kiralık vicdan esnafı
gibi bu defa MHP.den yana
sanıyorlarsa, yalnız kendilerini görmekle kalıyorlar ve
görüşlerinin sıglıgında boguluyorlar demektir. Ben yalnız HAKTAN ve onun yoluna yol
veren BÜYÜK DOGU dan yanayım. Hakkın
bu ve öbür dünyada mizanına inanmış Müminlerin
rahatlıgı içindeyim.
Bütün Emirleriyle Allah ve Rasulü gerisi topyekün batıl !.. İster
arkamızda milyonlar olsun, ister tek başımıza kalalım
yolumuz budur...Aynen Mürşidimin diliyle; O ki Allahtan mahrumdur, neye
maliktir ? O ki Allaha maliktir, neden mahrumdur ?..
İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl
pırıl Türk ve içi dışına hakim dışı
içine köle, Yeni Türk neslinin maya çanagı olmak ehliyeti hangi
topluluktaysa ben oradayım...
Tek partili MİLLİ
ŞEF döneminde Büyük dogu mücadelesini başlatıp bir ömür
boyusürdüren Necip Fazıl (Rh.a) elbetteki hayırla anılacak
mümtaz bir şahsiyettir.Bir şiirnde:
Ey düşmanım, den benim güneşimsin
hızımsın.
Gündüz geceye muhtaç, bana da
sen lazımsın...
Diyen Necip Fazıl hakkında bakalım onu tanıyan
insanlar ne diyor ? önce Muzaffer doganı dinleyelim: *** Necip
Fazıl, verdigi mücadeleye, yazdıgı eserlerle, yetiştirdigi
insanlarla aramızda yaşıyor ve yaşayacak. Üstad, mutlak ve
pazarlıksız dünya görüşü olarak İslama
yapıştıktan sonra, bütün bir ömrünü cephe de geçirmiş bir
kahramandır. Sıradan bir insan bir köşeli ise, Üstad Necip
Fazıl binbir köşeli bir
insandı.
Türkçenin güzel sözlerinden birinde
Şeytan taşlamaktan,Evliya alkışlamaya fırsat
bulamamaktır. Üstad Necip Fazıl hem şeytan taşladı,
hem evliya alkışladı. Mücadeleye başladıgı
yıllarda ŞEYTANIN DÜZENİ
hakimdi. O olanca gücü ile;
İmanıyla, aşkıyla, vecdiyle, sanatıylafikriyle,
şiiriyle, hitabesiyle... Şeytana, şeytanlara ve
şeytanın düzenine hücum
etti. Hep taarruzdaydı. Hep
taarruz ediyordu. Binlerce mahkemelerdeki savunmaları bile birer savunma
degil taarruzdur. Adeta TEK
KİŞLİK BİR ORDUYDU O... ***
Mütefekkir, yazar Salih MİRZABEYOGLU Üstad Necip Fazıl hakkında şu görüşlere yer
veriyor: *** Necip Fazıl dogru yol demektir. İdeali aramayla, topraga
baglanma arasındaki bir berzahta kıvranan insan oglunun oluş
ıstırabını, hakikatin hakikatine nisbetle
bayraklaştıran adam... İslama muhatap anlayışın,
aşkınıi vecdini, diyalektigi ve estetigini örgütleştiren
adam... Büyük dogu İslam içinde ne yeni bir mezheb, nede yeni bir ictihat
kapısı... Sadece SÜNNET VE
CEMAAT EHLİ Tabirinin
ifadelendirdigi mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca
saffet ve asliyeti, 21.Asrın eşiginde eşya ve hadiselere tatbik
etme işi; galiba işlerinde en degerli ve pahalısı...***
Genç adambundan böyle senden bekledigim, Manevi babanın tabutunu
musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklügündeki dava
taşınıda gedigine koymandır. diyen Necip Fazıl
hakkındagazeteci yazar Ahmet KABAKLInın görüşleri özetle
şöyle: *** Bana sorarsanız ben onun her devrini
begendim. Necip Fazılı önce şair sonra da büyük şair olarak tanıdık. Ders
kitaplarında şiirleri vardı. Zaten uzun zaman , 1945.lere kadar
şair şahsiyetiyle tanınırdı.Azıcık
hürriyetin ucu gösterildikten sonra dergiyi de çıkardı. Düşüncelerini de söyledi. Ama
öyle sert kanunlar vardıki... Hürriyet bir taraftan gösteriliyor diger taraftan insan ömürleri
hapishanelerde...
Necip Fazıl aksiyoner
İslamın öncüsüdür. Bu büyük şöhretin İslama dönüşü
muhaliflere kendilerinden birini
kaybettikleri hissini verdi. Ondan daha bilgili ve mümin insanlar olabilir ama şair degillerdir. Mehmet
Akif en büyük dindar degil memleketin en büyük Din şairidir.
İşte beni ilgilendiren Necip Fazılın şairligidir...***
Tarihçi yazar Mustafa
MÜFTÜOGLU şöyle yazıyor üstad hakkında: *** Dün ona
alkış tutan eller onun huzuru ahireti için mutlaka
açılmalı, Birer sadakayı cariye olduguna inandıgı eserlerini okuyanlar, üstadı FATİHA ile anmalı onun defteri
amali Amel defteri)
kapanmamalıdır... ***
Yeni Asya gazetesi sahibi ve
baş yazarlarından Mehmet KUTLULAR ise: *** Necip Fazıl
Ülkemizin şiir sanatında isim yapmış, İslami
fikirleri aksiyon haline getirmeye gayret etmiş bir KÜLTÜR AKINCISIDIR.
Artı ve eksi yönleriyle gerçekten kendisini kabul ettirmiş bir
degerimizdir. Mevlası ile kendisi
arasındaki hususi dünyası bir tarafa, yıllarca susturulmuş
olan milletimizi uyandırma cehdi ve gayreti ile yaptıgı hizmet
takdirle hatırlanacaktır...diyor.
Gazeteci yazar Abdurrahman
Şen: *** Necip Fazıl, her yönüyle nevi şahsına
münhasır bir kişilik. Gençliginde
PRENS lakabı var. Sabık
şair lakabı var. Ömrünün son demlerine dogru SULTANUSŞÜARA
ünvanı da verildi. Ama bu gün adını bilmeyenler bulunabilse de
ÜSTAD denilince onun murad edildigini görüyoruz. Zor begenir bir kişiligi var. Her konu
da hakim begenisi var Döneminde lideri bulunmayan bir davada; Şiirde,
hikayede, tiyatroda, meydanlarda, kürsülerde liderlik yaparak, kendi tabiriyle
Allah demenin zor oldugu günlerde, Allah, Allah diyerek, hor ve öksüz dava için
ömrünü vermiş, halk da kendisine ÜSTAD lakabını uygun
görmüş, isminin bile önüne
geçirmiş, işte Üstad sanatı tarif ederken Allahı aramak
olarak yorumlamış, geride kalanların durumunu da çelik, çomak oynamak olarak tarif etmiş bir
şahsiyyettir...*** diye, Üstadı tanımamızda
yardımcı oluyor.
Gazeteci yazar Hasan AKSAY
diyorki: *** Üstad Necip Fazıl,
zaaflarıyla, güçlü yanlarıyla büyük bir insandı. Putçuluga,
putlaşmaya ve putlaştırmaya
temelden karşı idi. Cenazesi için düşlediginin ne top
arabası, ne başka bir gösteri degil yaknız DÖRT
İNANMIŞ ADAM olması onun putçuluktan ne kadar uzak bir büyük
oldugunu gösterir...***
En baglı
talebelerinden Mustafa YAZGAN Hoca
efendi Üstad hakkında: *** Necip Fazıl (Rh.a) Yakın tarihin
yetiştirdigi ve ilahi kaderin ülkemize sundugu en müstesna
şahsiyetlerden birisiydi... Onun bir ömür boyu ızdıraplarla,
hapis hayatlarıyla, yokluklarla, ihanetlerle sıkıntılarla
dolu fakatçok şerefli hayatının
içinde savundugu bir ana fikir var. Onun fikriyatının
ölmezligi o ana fikrin saglamlıgından geliyor. Bunu her
kitabının ya özünde ya önsözünde ya da her hangi bir bölümünde görmek
mümkündür. Dolayısıyla fikrin yok kabul edildigi günlerde
düşünce çıgırı ile ortaya çıkan ÜSTAD yepyeni bir soluk getirmiştir. ***
İsmail ÇETİN
Hocaefendi İslamda birleşmeyi tarif ederken şu görüşleri
dile getiriyor: *** Bir araya gelmek farzdır. Cihadda birleşmek
farzdır; Halifeyi tayin etmek vacib tir. Ayet ve Hadisleri mealen degil , arabça
olarak bileceksiniz. Mealen yazılmasından maksat bir fihrist gibi
olsun, adam mahrum olmasın, manasındadır. Ahkam kesmek için
degildir. Dedkten sonra şöyle devam ediyor. Evet itikatta ölçü
BEDİÜZZAMAN, Hadiste Ahmed DAVUDOGLU, (Sahihi muslimi şerh etmiş
büyük İslam alimi) Fikirde Necip FAZIL, Tasvvufi ahlak ve iman hususunda
İmam GAZALİnin İHYASI. Cihad konusunda ise Said HAVVAyı tavsiye
ederim.*** diyor.
Araştırmamızı yine Necip Fazılın bir
tesbiti ile ve bir şiiriyle noktalayalım. Yetişen bu gençlik
karşısında uykusuz,
susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür
Allaha hamd etme makamındayım...
Rahminde cemiyetin, ben dogum sancısıyım.
Mukaddes emanetin , dönmez davacısıyım.
Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana.
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana...
Yeni çirkine mahkum, Eskisi güzellerin.
ALLAH kuluna hakim, kulları heykellerin !..
Allahın inayeti ve Rasulünün Ruhaniyeti bu yoldakilerin üzerine
olsun. Necip Fazıl Kısakürekin Vefat tarihi 25.Mayıs.1983. İstanbul,
eyüp te defnedilmiştir.Allah (cc) gani gani Rahmet
eylesin.Başlangıcından sonuna kadar bir Necip Fazıl
sevdalısı olan ben kendimden hiç bir şey katmamaya özen
gösterdigim çalışmayı yine Rahmetli Necip Fazılın
sözleriyle bitirmek istiyorum.
SURDA BİR GEDİK AÇTIK MUKADDESMİ MUKADDES...
EY DELİ RÜZGAR ARTIK NE
YANDAN ESERSEN ES...
Allahın selamı;
Hakkı hak bilip hakka ittiba (baglanan)
Batılı batıl
bilip batıldan içtinap eden (kaçınan) kulları üzerine
olsun.Allahım bizleri Sıratı müstakimden ayırma o dosdogru
yoldur. Ehli Sünnet yolunun yolcularından eyle Sana kul Rasulüne Ümmet
olma şerefi her şeylerin üzerindedir.Şeytanın
şerrinden, ve şeytanın askerlerinin şerrinden sana
sıgınırız Allahım. Amin... Sermed.