ABDEST
ÜZERİNE
Önce kelime üzerinde duralım. Abdest; su manasına gelen
"ab" ile el manasına gelen "dest" kelimelerinin
birleşmesinden ortaya çıkmış farsça bir terkiptir. "El
suyu" manasına gelir. Arapça karşılığı
"vudû"dur. Vudû kelimesi "Vâdâet"ten alınmadır.
Vâdâet: Güzellik ve temizlik demektir. Abdest'te mü'mini temizleyerek
güzelleştirdiği için ona vudû denilmiştir.
Kur'an-ı
Kerim'de: "Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman
yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza
meshedip, her iki topuğa kadar ayaklarınızı
yıkayın. Eğer cünüb oldu iseniz boy abdesti alın"
hükmü beyan buyurulmuştur.
Hanefi
fûkahasından İmam-ı Merginani; "Bu ayet-i kerime'yi
zikrettikten" sonra: "O halde abdestin farzı üç azayı
yıkamak ve başı da meshetmektir. Yıkamak, suyu aza üzerine
akıtmakla olur, ovmak şart değildir" hükmünü zikrediyor.
Feteva-i Hindiyye'de: "Bu ayet-i kerime'den
anlaşılacağı üzere abdestin farzları dört'tür"
denilmektedir. Şimdi bu konu özerinde duralım.
ABDEST'İN
FARZLARI
ABDEST'TE YÜZÜ BİR DEFA YIKAMAK FARZDIR: Hanefi fûkahası; abdest ile
ilgili ayet-i kerime'de geçen "Fağsilû" emrinin tekrara delâlet
etmediğini esas alarak, yüzün bir defa yıkanmasının
farziyeti üzerinde ittifak etmiştir. Yüzün hududu; saçın bittiği
yerden sakal ve çene altına, kulakların (iki kulağın)
köklerine kadar olan kısımdır. Gözlerin içine suyu
ulaştırmak gerekmez. Ancak abdest alırken gözler
kısılmaz, tamamen de açık bırakılmaz. Tabii bir
şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman,
dışarda kalan kısımlar yüzün hududuna dahildir. Sakal,
bıyık ve kaş'ın altına suyu ulaştırmak vacip
değildir. Ancak bunlar seyrek olursa vacip olur. Feteva-i Kadıhan'da
böyle zikredilmiştir. Bir kimse abdest aldıktan sonra;
tırnaklarını, bıyıklarını veya
kaşlarını kesse, abdesti iade etmesi gerekmez. Başa
meshettikten sonra traş olsa da; tekrar meshetmesi icab etmez.
KOLLARI YIKAMAK FARZDIR: Parmak uçlarından,
kol dirseklerine kadar (dirsekler de dahil) olan kısmı bir defa
yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer
kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek
(Hamur, boya, çamur vs..) bir madde bulunursa, abdest caiz olmaz.
Tırnaklar, parmak uçlarından dışarı çıkacak kadar
uzamış olursa, bir kavle göre o fazlalığı yıkamak
vaciptir. Parmakta bulunan yüzük geniş ise, abdest alırken bunu
oynatmak sünnettir. Ancak yüzük dar olursa, suyu altına geçirmeyeceği
için kıpırdatmak farz olur.
BAŞA
MESHETMEK FARZDIR:
Mesh, lugatta eli bir şeyin üzerinden geçirmektir. Fukahanın örfünden
ise suyun bir uzva isabet etmesidir. İmam-ı Merginani:
"Başın meshedilmesinde farz kılınan alın (nasiye)
miktarıdır. Bu ise başın dört'te biridir. Zira Muğire
b. Şube (ra) rivayet etmiştir ki: "Resûl-i Ekrem (sav) bir
kavmin çöplüğüne uğradı, ihtiyacını giderdi, abdest
aldı. Alnının üzerindeki saçlarına ve mestlerine mesh
etti." Abdest'le ilgili ayet-i kerime'deki başa mesh etme hususu
mücmeldir. Bu hadis-i şerif, o mücmel beyanı tefsir etmektedir"
hükmünü zikreder. Mesh ederken essah olan kavle göre, üç parmak kullanmak
vaciptir. Kifaye'de de böyledir. Zahirü''r rivayete göre bir veya iki parmakla
mesh edilmiş olsa, bu caiz olmaz. Tahtavi şerhinde de böyledir.
Başa giyilen sarık veya takke üzerine mesh etmek sahih değildir.
Kadınlar da baş örtüleri üzerine mesh edemezler.
AYAKLARI YIKAMAK FARZDIR: Sağlam ve
çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak
farzdır. Çünkü yaralı veya meshle örtülü ayaklarda vazife
yıkamak değil meshtir. Mezhep buna göredir. Abdestle ilgili ayet-i
kerime'de (Kâ'b) tesniye (iki) zikredilmiştir. Kâ'b (Topuk)
ayağın iki tarafından incik kemiğine bitişen kemiktir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Vay ateşten topukların haline"
buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını
emrettiği bilinmektedir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet'in müctehid
imamları; ayakların topuklarıyla birlikte yıkanması
hususunda müttifiktirler. Bir kimsenin ayağında yarık olsa ve o
yarığa donyağı koymuş bulunsa, o kimsenin ayağını
yıkadığı zaman su o yarığın altına
geçmezse bakılır: Eğer suyun o yarığın
altına geçmesi zarar verecekse abdesti caiz olur. Ancak vermeyecekse caiz
olmaz.
ABDEST'İN SÜNNETLERİ
Abdestin ve guslün vacipleri yoktur. Mütûn'da abdestin on üç sünneti
olduğu beyan edilmiştir. Şimdi bunları zikretmeye gayret
edelim.
NİYET: Niyet bir şeyi yapmaya kalbin azim ve irade
etmesidir. Kalbten niyet etmeden, yalnız dil ile niyeti söylemek kâfi
değildir. İmam-ı Merginani: "Abdest alan kimse için
tahareti niyet etmesi müstehaptır. O halde abdeste niyyet bize göre (Hanefi
fûkahası) sünnettir. İmam-ı Şafiî (rha) katında ise
farzdır" buyurmaktadır. Zira Safiî Fukahası;
başlı-başına bir ibadet kabul etmiştir. Bu sebeble
niyetsiz olması mümkün değildir. Hanefi fûkahası; Abdest'i,
namaz için bir anahtar olarak ele almıştır. Niyetin vakti yüzün
yıkandığı zamandır.
BESMELE İLE BAŞLAMAK: İmam-ı
Merginani: "Abdeste başlarken Allahû Teâla (cc)'nın ismini
zikretmek, yani besmele ile başlamak da abdestin sünnetlerindendir. Zira
Resûl-i Ekrem (sav) buyurdu ki: "Allahû Teâla (cc)'nın ismini
zikretmeyen kimsenin abdesti yoktur." Bundan murad, faziletini
kaldırmaktır" hükmünü zikretmektedir. Besmeleyi abdeste
başlarken çekmek esastır. Çıplak bir halde iken veya pis bir
mahalde (tuvalet vs.) besmele çekilmez. Fethû'l Kadir'de de böyledir. Bir kimse
abdestin evvelinde "Lâ İlâhe İllallah" veya
"Elhamdülillâh" veyahud "Eşhedü enlâ ilâhe illallah"
derse, bu besmele yerine kaim olur.
ÖNCE BİLEKLERE KADAR
ELLERİ YIKAMAK:
Resûl-i Ekrem (sav): "Sizden birisi uykusundan uyandığı
zaman; kat'iyyen elini üç kere yıkamadıkça, su kabına
daldırmasın. Çünkü o; eli nerede gecelemiştir bilemez"
buyurmuştur. Ayrıca insanın eli, temizleme hususunda bir
vasıtadır. Dolayısıyla önce onun temizlenmesiyle
başlamak sünnettir. Malûm olduğu üzere elleri, dirseklere kadar
(dirsekler de dahil) yıkamak farzdır. Fakat önce bileklere kadar
yıkamak, tertib olarak sünnettir.
MİSVAK KULLANMAK: Resûl-i Ekrem (sav):
"Eğer ümmetime meşakkat vereceğinden çekinmeseydim, her
namaz için misvak kullanmalarını onlara mutlaka emrederdim"
buyurmaktadır. Misvağın kalınlığı küçük
parmak kalınlığında, uzunluğu ise bir karış
uzunluğunda olmalıdır. Dişleri parmakla yıkamak,
misvak yerini tutmaz. Ancak misvak bulunmazsa sağ elin bir parmağı
ile dişleri temizlemek misvak yerine kaim olur.
AĞZI YIKAMAK
(MAZMAZA):
Resûl-i Ekrem (sav)'in abdest alırken ağzını üç defa
yıkadığı (Mazmaza yaptığı) kat'i haberlerle
sabittir. Bunun sınırı; suyun ağızın
tamamını kaplamasıdır. Ayrıca her seferinde suyu
yenilemek de sünnettir.
BURNU YIKAMAK
(İŞTİNŞÂK): Resûl-i Ekrem (sav)'in abdest alırken
burnuna da üç defa suyu çektiği kat'i haberlerle sabittir.
İştinşak'ın sınırı; suyun genize
ulaşmasıdır.
KULAKLARA MESHETMEK: Abdest alan kimse;
başını meshettiği su ile, kulaklarının ön ve arka
tarafını mesheder. Tahavi şerhinde böyledir. Fakat
bışını meshettikten sonra elinde bulunan
ıslaklıkla değil de, başka taze bir su ile kulakları
meshetmek daha güzel olur. Bahrü'r Raik'te de böyledir. Resûl-i Ekrem (sav):
"Kulaklar baştandır" buyurmuştur. Bundan maksat,
hükmünü beyandır. Yoksa yaratılış itibariyle başa ait
olduğunu murad değildir.
YIKANMASI GEREKEN UZUVLARI
ÜÇ'ER DEFA YIKAMAK:
Yıkanması farz olan, yüz, eller ve ayaklar gibi uzuvları üç'er
defa yıkamak sünnettir. Bu uzuvlardan birini yıkamaya
başlayınca ilk yıkama farzdır. Zahiriyye'de de böyledir.
Sahih olan kavle göre iki yıkama ise sünnet-i müekkede'dir. Abdest
alırken, yıkanmakta olan uzva su ulaşır ve ondan damla
damla dökülüp akarsa, yıkanmanın tamam olduğu kat'i olarak
anlaşılır.
PARMAKLARIN ARASINI
HİLÂLLEMEK:
Resûl-i Ekrem (sav): "Parmaklarınızı hilâlleyiniz ki,
onların arasına cehennem'in ateşi girip de onları
hilâllemesin" buyurmuşlardır. Bu aynı zamanda farz olan
yıkamanın kâmil manada gerçekleşmesini sağlar. Resûl-i
Ekrem (sav)'in parmaklarının arasını açarak onları
hilâllediği kat'i haberlerle sabittir.
SAKALI HİLÂLLEMEK: Kur'an-ı Kerim'de
Hz. Musa (as)'nın kıssası beyan buyurulurken, Hz. Hârun (as)'la
aralarında geçen bir konuşmaya yer verilir. Hz. Harun (as), Hz. Musa
(as)'ya hitaben: "-Ey Annem'in oğlu, ne sakalımı, ne
başımı tutma" diye istirhamda bulunur. Gerçi buradaki
mahiyet, Hz. Harun (as)'ın İsrailoğullarının çirkin
fiilerinde herhangi bir taksiratının
bulunmadığını beyandır. Ancak bu vesile ile
sakallı olduğu da kaydedilmiştir. Resûl-i
Ekrem (sav): "Müşriklere muhalefet edin. Bıyıkları
kısaltın, sakalı uzatın" buyurduğu bilinmektedir.
Sahabe'den İbn-i Ömer (ra)'in; Resûl-i Ekrem (sav)'in
bıyıklarını derisinin beyazlığı görülecek
şekilde kestiği şeklindeki rivayeti genel kabul görmüştür.
İbn-i Hümam: "Kadınlaşan erkeklerin ve bazı
mağriplilerin yaptığı gibi sakalın bir kabzadan az
bırakılmasını hiçbir alim mübah görmemiştir.
Sakalı tamamen kazımak ise Hind'li yahudilerin ve İran'lı
mecusilerin adetidir" hükmünü zikrediyor. Alauddin El Haskafi
"Dürri'l Muhtar'ında" ve İbn-i Abidin de bu eserin
haşiyesi olan "Reddü'l Muhtar'ında" bunu aynen
benimsemişlerdir. Sakalını, harhangi bir özüre mebni
olmaksızın dibinden kesen kimsenin imameti hususunda ulema
arasında ihtilaf vardır. Şeyhülislâm Ebussuud efendi:
"İmam olan Zeyd'in sakalında kıran hastalığı
çıkarsa, azledilmesi gerekir mi?" sualine "-Kabzadan eksik
olursa, olur" fetvasını vermiştir. Sakalın hilallenme
şekli: Parmaklar sakalın içine sokularak alt taraftan üst tarafa
doğru hareket ettirilir. Resûl-i Ekrem (sav) mü'minlere; sakal
bırakmak sûretiyle, müşriklere muhalefet etme emrini vermiştir.
Dolayısıyla mü'minler sakal bırakma hususunda titiz
olmalıdırlar.
SAĞ TARAFTAN BAŞLAMAK:
Resûl-i Ekrem (sav): "Şüphesiz ki Allahû Teâla (cc) her şeyde
sağdan başlamayı sever. Hatta ayakkabılarını
giyerken ve çıkarırken dahi" hükmünü beyan buyurmuştur.
Dolayısıyla Abdest almaya her uzuvda sağdan başlamak
sünnettir.
TERTİBE RİAYET ETMEK:
Abdesti; ayet-i kerime'de beyan buyurulan sıraya riayet ederek almak da
sünnettir. Yani önce elleri, sonra yüzü yıkamak, sonra da başa
meshetmek ve en son olarak da ayakları yıkamaktır. Ayet-i
kerime'de geçen "fe" takib içindir. İmam-ı Şafii
(rh.a) bu takibin mecburi olduğunu esas alarak; tertibe riayetin farz
olduğuna kail olmuştur. Dolayısıyla Şafiî
fûkahası; abdestin farzının altı olduğu hususunda
müttefiktir. Bunlar: Niyet, ellerin yıkanması, yüzün
yıkanması, başa meshedilmesi, ayakların yıkanması
ve tertibe riayet'tir.
BAŞIN TAMAMINI BİR KERE MESHETMEK VE MUVÂLÂT: Abdest alan kimse; iki avucunu ve parmaklarını, başının ön kısmından
başlayarak arka kısmına kadar, başın
tamamını meshetmeyi devamlı olarak ve özürsüz bir şekilde
terketmek günah olur. Muvalât ise; uzuvları fasıla vermeden birbiri
ardınca yıkamak demektir. Öyle ki mutedil bir havada ilk yıkanan
uzuv, abdest tamamlanmadan önce kurumamalıdır.
ABDEST'İN EDEBLERİ
Önce kelime üzerinde duralım. Edeb; "Edûbe" fiilinden
türetilmiş olup; zarafet, insanlara sözle ve amelle güzel muamelede
bulunmak, edib bir kimsenin kendisiyle teeddüb ettiği şeyleri taklid
etmek gibi manalara gelir. Seyyid Şerif Cürcani "Edebi";
insanı hata ve kusurdan koruyan meleke, irfan olarak tarif ediyor.
Abdest'in edebleri; ûlemanın üzerinde ittifak ettiği
hususlardır: Meselâ: Abdest alırken, başkasından
yardım istememek bir edebtir. Aksi sözkonusu olursa; insanlardan bir
kısmının, diğerlerini abdest alırken dahi hizmetçi
tutmasına vesile olur!.. Dolayısıyla bu İslâmi edebe ve
mü'minlerin kardeşliğine zarar verir.
Şimdi abdestin edeblerini maddeler halinde
zikredelim:
Abdest alırken başkasından yardım istememek,
abdest uzuvlarını ovmak,
abdest alırken kıbleye yönelmek,
küçük (Serçe) parmağını kulakların deliklerine sokmak,
özürlü olmayan kimsenin, abdest'i vaktinden önce alması,
abdest alırken konuşmamak,
kullanılmış sudan sakınmak,
abdest alırken yüksek bir yerde bulunup, sıçramalardan korunmak,
kerahat vakti değilse, abdest aldıktan sonra iki rekat namaz
kılmak,
abdest alırken elleri çırpmamak,
abdest alırken acele etmemek ve
her azayı yıkarken besmele çekmek.
ABDEST'E BAŞLARKEN; ŞU DUA YAPILMALIDIR:
"Bismillâhilazim velhamdülillâhi alâ dinil İslâm" Allahû Teâla
(cc)'nın adını zikrederek başlarım. İslâm dini
üzere kıldığı için; hamd Allahû Teâla (cc)'ya mahsustur.
O'na hamdederim.
Uzuvların yıkınması esnasında
selef-i salihinden şu duaları okumak, Abdestin edeblerindendir.
A) MAZMAZA (AĞIZA SU VERME) ESNASINDA: "Allahümme eınnî alâ tilâvetil Kur'âni ve zikrike ve
şükrike ve hüsn-i ıbâdetike." Allah'ım!.. Kur'an-ı
Kerim'i okumada, seni zikretme, sana şükretme ve sana en güzel
şekilde kulluk etmede inayetini (yardımını) istirham
ederim.
B) İŞTİNŞAK (BURUNA SU VERME) ESNASINDA: "Allâhümme erihnî râyihate'lcenneti ve'r-züknî min neîmihâ."
Allah'ım!.. Beni cennetin rayihası ile rayihalandır ve cennet
nimetlerinden beni rızıklandır.
C) YÜZÜ YIKAMA ESNASINDA:
"Allâhümme beyyıd vechî binûrike yevme tebyeddu vücûhün ve tesveddü
vücûh." Allah'ım!.. Bir kısım yüzlerin ağarıp
nurlandığı, bir kısım yüzlerin ise
karardığı gün; benim yüzümü nurlandır, ağart!..
D) SAĞ ELİ YIKAMA ESNASINDA: "Allâhümme a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hısâben
yesîra." Allah'ım!.. Kitabımı (Amel defterimi) sağ
elime ver ve benim hesabımı kolaylaştır.
E) SOL ELİ YIKAMA ESNASINDA:
"Allâhümme lâ tu'tınî kitâbî bişimâlî velâ min verâi
zahrî." Allah'ım!..
Kitabımı (Amel defterimi) sol elime verme!.. Ve arkamdan da verme!..
(Beni amel defterleri sol ellerine verilenlerden eylemediğin gibi,
arkalarından verilenlerden de eyleme.)
F) BAŞI MESH ETME
ESNASINDA:
"Allûmmec'alnî minellezîne yestemiûnel kavle feyettebiûne ahseneh."
Allah'ım!.. Beni hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline tabi
olanlardan eyle!..
G) BOYUNA MESH ETME
ESNASINDA:
"Allâhümme a'tik unukî (yahut rakabeti) mine'n nâri."
Allah'ım!.. Boynumu cehennem ateşinden azad buyur.
Ğ) İKİ
AYAKLARI YIKAMA ESNASINDA: "Allâhümme sebbit kademeyye
ale's-sırâtı yevme tezillu fîhi'l-akdâm." Allah'ım!..
Sırat köprüsünde ayakların kaydığı günde, benim
ayaklarımı kaydırma, sabit eyle!..
H) ABDEST ALIP
BİTTİKTEN SONRA; RESÛL-İ EKREM (SAV)'E SELÂVAT
GETİRMELİ VE ŞU DUA OKUNMALIDIR: "Allâhümme'c-alnî
mine'ttevvâbine vec'alnî minel mütetahhirin." Allah'ım!.. Beni tevbe
eden ve günahlarından temizlenen kullarından eyle!..
ABDEST'İN
MEKRUHLARI
Abdest'in
mekruhları şunlardır:
a) Mazmaza ve iştinşakı sol elle yapmak,
b) Özürsüz olarak sağ elle sümkürmek,
c) Suyu yüze şiddetle çarpmak,
d) Abdest almak için bir kap tayin edip, o kaptan başkasına abdest
aldırmamak,
e) Bir su ile üç defa mesh etmek.
Güneşte
ısıtılan su ile abdest almak da mekruhtur. Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Aişe (ranha)'nin suyu güneşte
ısıttığını görmüş: "-Yapma Hümeyra!.. Çünkü bu baras illetini doğurur" buyurmuştur. Hz. Ömer (ra)'den de, buna
benzer bir rivayet nakledilmiştir. Hem Hanefi, hem Şafii
fûkahası bu hususta müttefiktir."
Abdest alırken suyu israf etmek de mekruhtur. İbn-i Abidin:
"İsraf, suyu şer'i hacetten fazla kullanmaktır. Zira
İbn-i Mace ve başkalarının Abdullah b. Amr b. As'dan
rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Resûl-i Ekrem (sav) abdest alan Sa'd'ın yanına uğradı
da bu israf ne dedi?" Sa'd: "-Abdest'te israf var
mıdır?" diye sordu. Resûl-i Ekrem
(sav): "-Evet, nehirde bile olsa israf vardır" buyurdular. Uzvu
üç defa yıkamanın sünnet olduğuna itikad ettiği halde,
üçten fazla yıkamak israftır" hükmünü beyan ediyor.
Dolayısıyla mü'minler; velev ki Abdest'te bile olsa, israf'tan uzak
durmak zorundadırlar.
ABDEST'İ BOZAN ŞEYLER
Sebileynden (ön ve arka yollardan) çıkan her türlü necaset abdesti bozar.
Kur'an-ı Kerim'de: "Abdest'i" farz kılan ayet-i kerime'de:
"Veya sizden birisi kaza-i hacet'ten gelirse.." buyurulmuştur.
Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'e "Hades nedir?" suali tevcih
edilmiş, Resûl-i Ekrem (sav)"-Her iki yoldan çıkandır"
cevabını vermiştir. Dolayısıyla her iki yoldan
çıkan idrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt ve
diğer şeyler abdesti bozar.
Hanefi Fûkahası, Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her akan kandan abdest
lâzım gelir" ve "Namaz kılarken kusan veya burnu kanayan
kimse ayrılsın, abdest alsın ve konuşmadıkca namazına
kaldığı yerden devam etsin" Hadis-i şeriflerini esas
alarak kan'ın abdesti bozduğu hususunda ittifak etmiştir.
Ayrıca irin, sarı su, yara suyu, nufte, göbek, meme, göz ve kulaktan
hastalık sebebiyle çıkan suların da abdesti bozduğu sahih
rivayettir. Zira bunların hepsi necasettir, birbirlerine müsavidirler.
Ancak bunların hepsi için asıl olan; vücûttan dışarıya
çıkmış ve dağılmış olmalarıdır.
Yaranın üzerinde bulunur ve dağılmazlarsa Abdest bozulmaz.
Burundan çıkan kan; burun deliğine bulaştığı
zaman abdesti bozar.
Ağız dolusu kusmak da abdesti bozar. Resûl-i Ekrem (sav)'in
"Kusuntu hadestir" buyurduğu bilinmektedir. Hz. Ali (ra)'nin
hadesleri tesnif ederken "Ve ağız dolusu kusmak da
hadestir" sözü, Hanefi fûkahasınca delil olarak
alınmıştır. Kusma ağız dolusu olmazsa, abdesti
bozmaz. Ağız dolusu kusmanın hududu: Sahih kavle göre,
ağızda kusuntuyu zorlamadan ve meşakkat çekmeden
tutamamaktır.
Yanının üzerine yatarak veya iki uyluğundan biri üzerine yatarak
veya bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin de abdesti bozulur. Resûl-i Ekrem
(sav)'in "Ayakta veya otururken veya rükû halinde iken veya secde
durumunda iken uyuyan kimseye abdest almak lâzım gelmez. Abdest ancak
yanının üzerine yatarak uyuyan kimseye lâzım gelir" Hadis-i
Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; mafsalların serbest
kalmasını şart görmüştür. İmam-ı Yusuf (rha)
kasden uyuma halinde abdestin bozulacağına hükmetmiştir. Esasen
oturarak uyuyan kimse yan üstüne düşer ve uyanmazsa (yani bir müddet daha
o şekilde uyursa) o kimsenin abdestinin bozulacağı sahih
rivayettir.
Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar. Resûl-i Ekrem (sav): "Dikkat
ediniz!.. Sizden birisi kahkaha ile gülerse Abdesti ve Namazı birlikte
iade etsin" hükmünü beyan buyurmuştur. Kahkahanın haddi bir
kimsenin gülmesinden dolayı meydana gelen sesi, hem kendisinin, hem de
yanındakilerin duymasıdır. Kahkaha; namazın haricinde
olursa, abdesti bozmaz.
Baygınlık, cinnet, delirmek ve
sarhoşluk da abdesti bozar. Çünkü bu haller, âzaların serbest
kalmasında, yan üstü yatarak uyumaktan daha galiptir.
Sarhoşluğun hududu; bir kimsenin yürümesi sırasında
sallanmasıdır.
Çıplak ve yaygın bir halde iken tenasül
uzuvlarının birbirlerine dokunması karının ve
kocanın abdestini bozar. İmam-ı Azam ve İmam-ı Yusuf
istihsanen bu görüştedirler. İmam-ı Muhammed ise; bu halde iken
abdestlerinin bozulmayacağına kaildir. Bu da kıyastır.
Muhit'te de böyledir. Nisab'ta da böyledir. Sahih olan da budur. Fetva bunun
üzerinedir. Hanefi fûkahası; kişinin kendi zekerine dokunması ile
de abdestin bozulmayacağı hususunda müttefiktir. Ancak bir
kadınla, başka bir kadın veya bir erkekle genç çocuk
arasındaki mübaşeret (Tanasül uzuvlarının birbirine
dokunması) Şeyhayn'a göre abdesti bozar. Kınye'de de böyledir.
Göz yaşı abdesti bozmaz. Ancak gözde olan
bir hastalık yara mesabesindedir. Ondan çıkan su da, abdesti bozar.
Bir kimse abdest alırken bazı
uzuvlarını yıkayıp-yıkamadığı hususunda
şüpheye düşerse; eğer bu ilk şüphesi ise, o uzuvları
(Şüpheye düştüğünü) yıkar. Fakat sürekli ise iltifat
olunmaz. Abdestin bozulup-bozulmadığı hususunda şüpheye
düşen kimse abdestli sayılır. Ancak abdest alıp
almadığı hakkında şüpheye düşen kimse
abdest'sizdir. Hulâsa'da da böyledir.
ABDESTİN ÇEŞİTLERİ
FARZ OLAN ABDEST: Farz olsun, nafile olsun
namaz kılmak için abdest almak farzdır. Kur'an-ı kerim'i elle
tutmak ve tilavet secdesi yapmak için abdest almak da "Farz-ı
amelî"dir. İslâm ûleması: "Kur'an'a tam manasıyla
temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz" ayet-i kerimesini
esas alarak; abdestsiz ve cünüp olan kimsenin Kur'an-ı Kerim'e dokunmasının
helâl olmayacağı hususunda ittifak etmiştir. Resûl-i Ekrem
(sav)'in: Abdestsiz olan kimsenin Kur'an-ı Kerim'e
dokunmamasını" emrettiği de bilinmektedir.
VACİP OLAN ABDEST: Kâbe-i Şerif'i
tavaf için abdest almak vaciptir. Bir kimse Kâbe-i Şerif-i abdestsiz tavaf
etse, tavafı caizdir. Ancak vacibi terk ettiği için mes'ul olur.
MENDUB OLAN ABDEST: Abdestli olmaya devam
için abdest almak, uykudan önce ve uyandıktan sonra abdest almak, cenaze
yıkamak ve taşımak için abdest almak, Cim'a etmek istediği
zaman abdest almak, gadab halinde iken abdest almak, hadis okumak veya hadis
rivayeti için abdest almak, ilim öğrenmek, ezân okumak, ikamet etmek ve
hutbe irad etmek için abdest almak, zikir yapmak için abdest almak ve kütüb-i
Şer'iyeyi ele alacağı zaman onlara ta'zimen abdest almak
mendub'tur. İbn-i Abidin: "Yalan söyledikten veya gıybet
ettikten sonra abdest almanın mendub olması, bunlar manevi necaset
olduğu içindir. Bundan dolayıdır ki; yalancıdan fena bir
koku yayılır, bu kokudan melek uzaklaşır. Nitekim hadis-i
şerif'te böyle varid olmuştur. Keza Peygamber (sav) pis kokan bir
rüzgârı: "Bu rüzgâr insanları ve mü'minleri gıybet
edenlerin kokusudur" diye izah buyurmuştur. Biz buna
alıştığımız ve burunlarımız bu koku ile
dolduğu için duymayız. Nitekim tabakların bulunduğu yerde
sakin olanlar tabakhane kokusunu duymazlar" hükmünü zikrediyor. Kahkaha
ile güldükten sonra da abdest almak müstehaptır.